Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

30 Mayıs 2011

Okan Bayülgen, Abbas Güçlü ve Balçiçek İlter.

Geçen hafta yine üç televizyon programına katıldım.

Pazar gecesi Okan Bayülgen'in "Muhabbet Kralı" programındaydım.

Benimle birlikte dokuz katılımcı daha vardı.

Okan Bayülgen gençlerin sevgilisi; benim de çok beğendiğim bir televizyon programcısı.

Program gece sabaha karşı 1'de başladı, sabah 5'te bitti; buna karşın Twitter ve internetin başka yerlerinde hâlâ programı izleyenler izlenim yazıyorlardı.

Programın başlarında Bayülgen genç ve değerli yazar Ece Temelkuran'la bir telefon bağlantısı yaptı.

Yaklaşık yarım saat süren bu bağlantıdan sonra Amerika'daki Oray Eğin'le de bir süre konuştu.

Her iki konuşmaya ben de katıldım, böylece biraz da olsa bir dinamizm kazandı program.

Ama ne olursa olsun daha başlarda çok ilginç ve değerli olmakla birlikte, iki yazarla iki telefon konuşması, ben katılmış da olsam, programın temposunu biraz yavaşlattı.

Bunun üzerine Okan'ı sevenlerin gözünde antipatik olmak bahasına, tempoyu arttırmak üzere bol bol onun sözlerine girdim, yorum ve eleştiri yaptım, tempo yakalanınca da sustum.

Kitap konusunu tartıştık programda.

Güzel bilgiler, istatistikler derlemiş program sorumluları.

Okumaya ilişkin tüm sorunları enine boyuna tartıştık.

Program boyunca araştırmacı arkadaşlardan gelen online bilgileri de izledik.

Ben hem bir çok yeni ve genç yazarla yüz yüze tanışma olanağı buldum hem de onlardan çok şey öğrendim; benim açımdan çok yararlı bir program oldu.

Tabii "İçimizdeki Zalim" de gündeme geldiği için ayrıca çok sevindim; dilerim kitabımın okunmasına da yardımcı olur.

Konuklar ve konuklar hakkındaki izlenimlerim şöyle:

Neslihan Acu: Bu değerli yazar programa katılanlar arasında benden sonra en aktif olandı.

Söyledikleri doğru ve anlamlı şeylerdi; üstelik bunları son derce cesurca dile getirdi.

Programa yaptığı fikir katkılarının yanında temponun yüksek tutulmasında da çok yardımcı oldu.

Mario (Moris) Levi: Bu değerli yazar arkadaşım her zamanki bilgeliğiyle hepimize çok şey öğretti.

Benden sonraki en yaşlı katılımcıydı ama fikirleri gençlere taş çıkartacak kadar yeni ve yenilikçiydi.

Küçük İskender: Katılımcılar çok olduğundan kendisine ayrılan zaman başta ben olmak üzere, onu sevenleri tatmin etmedi.

Ama söz aldığı zaman, her zamanki gibi anlamlı ve çarpıcı şeyler söyledi; keşke daha çok zaman olsaydı da onu daha çok dinleyebilseydik.

Tuna Kiremitçi: Son romanı "Selanik'te Sonbahar" adlı postmodern romanıyla edebiyatta sesini duyuran bu genç köşe yazarı arkadaşım sonradan köşesinde de anlattığı balık öyküsüyle hepimizi etkiledi.

Bu arada daha Galatasaray Lisesi'nde öğrenciyken bir konferans için oraya gittiğimde tanıştığımızı anımsattı; kendisini anımsadım ve çok sevindim.

Kemal Sayar: Bir psikiyatri profesörü olarak engin edebiyat bilgisiyle hepimizi şaşırttı.

Bilimsel kimliği, Okan'ın sık sık ona soru sormasına yol açtı ve programın renkli olduğu kadar öğretici olmasına da katkıda bulundu.

Deniz Yüce Başarır: Doğan Kitap Yayın Yönetmeni olarak sahip olduğu deneyimleri bir edebiyatçı ve sanatçı duyarlılığıyla da süsleyerek izleyiciye sundu.

Hakan Günday: Bu genç yazar arkadaşım kısa zamanda sahip olduğu başarıya layık olduğunu hem kültürüyle hem de yorumlarıyla gösterdi.

Hiçbir başarı alt yapısız olmuyor; Hakan Günday'ın da başarısının altında çok sağlam bir kültür yapısı olduğu ortaya çıktı.

Can Öz: Sevgili dostum Erdal Öz'ün oğlu, Can Yayınları'nı devralmış olan bu genç, beni şaşırtacak kadar alçakgönüllüydü.

Boston Üniversitesinde Sosyoloji okumuş ve yayıncılık yaşamına bütünüyle egemen.

Ben kendisine "Sosyolog meslektaşım" deyince "Estağfurlah, ben sadece birkaç sosyoloji dersi aldım" diyerek karşılık verdi.

Deniz'le birlikte kitap olayının yayıncı tarafından görülen sorunları çok iyi irdelediler.

Fatih Aker: Yazdığı blogla ünlenen bu genç, az ve öz konuştu; blog yazarı olarak kitap yayınlamasını "henüz kendime yazar diyemiyorum" anlayışıyla aktardı bize ve izleyiciye.

Gelecekte adından çok söz ettireceği kesin.

Katılımcıların ortak niteliği galiba hepsinin bilgili ve kendilerine güvendikleri için alçakgönüllü oluşlarıydı.

En aykırı görüşleri benimle birlikte savunan Neslihan Acu, yine benle birlikte Okan'ın tempoyu hızlandırmak için yaptığı aykırı esprilere zekice girerek büyük katkıda bulundu.

Okan'ın takımı hayli iyi hazırlanmıştı.

Kitap üzerine gösterilen bir klip herkesin, özellikle de izleyicinin çok hoşuna gitti.

Bu arada "Ekşi Sözlük"te programın adına açılmış olan "entry" pek çok aykırı ve gırgır yoruma konukluk etti.

Benim açımdan değişik ve öğretici bir deneyimdi.

* * *

Geçen hafta ikinci olarak Abbas Güçlü'nün "Genç Bakış" programına katıldım.

O da gece 12'ye on kala başladı ve sabah 3'te bitti.

Ama anlayabildiğim kadar Türkiye'nin en çok izlenen programlarından biri.

Şimdiye kadar kendi "Yorum Farkı" programım dahil hiçbir programdan sonra bu kadar çok elektronik posta almamıştım.

Abbas tam bir eğitimci. Bir eğitim muhabirinin hatta bir eğitim profesörünün çok üstünde bilgi birikimi ve deneyimi var.

Gençlerle diyalog kurmasını da çok iyi biliyor.

Benim katıldığım bu mevsimin son programı, Sabancı Üniversitesi'nden canlı yayınlandı.

Sabancı Üniversitesi'nin öğrenciler gerçekten pırıl pırıl, her düşündüklerini cesurca ifade eden, çok güzel sorular soran, iyi yetişmiş kültürlü, bilgili gençler.

Onlarla iftihar ettim ve kendilerinden çok şey öğrendim.

Abbas Güçlü'nün de çok iyi bir ekibi var.

Başta benim hakkımda olmak üzere çok güzel videolar çekmişler.

Ünlü komedyen Yavuz Seçkin'in "Emret Kongarım" programından klipler getirtmişler, taklidimi kahkahalarla izledik.

Sokaktaki insanlara "Emre Kongar kimdir" diye sorduklarında aldıkları yanıtlar ise bir başka ilgi kaynağı idi.

Konuşmadan sonra Abbas, alkışlarla ölçülen bir karne verdirdi çocuklara.

Bütün konuşma özelliklerinden pekiyi ile geçtim ama sıra "Karizma"ya gelince salon yıkıldı.

Galiba ben "karizmatik bir kişiyim!"

Program yayından çıktıktan sonra öğrencilerin kitaplarını imzaladım ve onlarla biraz da ekran dışı sohbet etmek fırsatı buldum.

Hapsini çok sevdim; galiba onlar da beni sevdiler.

Twitter'da da en çok konuşulan konular arasına girmişim bu program sayesinde.

Abbas Güçlü'nün yardımcılarının tuttukları notlara göre programın özeti şöyleydi:

Emre Kongar Genç Bakış'ta gençlerin sorularını yanıtladı!

Dün gece sezonun son programıyla ekrana gelen Abbas Güçlü ile Genç Bakış ünlü Toplumbilimci-Yazar Prof. Dr. Emre Kongar'ı ağırladı. Sabancı Üniversitesi gençlerinin sorularını yanıtlayan Kongar'ın farklı tespitleri, renkli üslubu ve espirileriyle keyifli anlar yaşandı. Yaklaşan seçimlerden, toplumsal yapıdaki değişim ve gelişmelere, evlilikten, geçmişle hesaplaşmaya dek birçok önemi konunun tartışıldığı Genç Bakış yine geç saatlere dek devam etti.

İşte sezonun son Genç Bakış'ının geniş özeti;

Prof. Dr. Emre KONGAR

Toplumbilimci-Yazar

Gözlüğüm, fularım ve sakalımla doğmadım.

-Benim gözlüğüm, sakalım ve fularımla doğduğum hakkında şehir efsaneleri vardı ama bugün çocukluk fotoğraflarımı gördünüz ve bu efsane yıkıldı.

-Yaşımdan çok memnunum. Geriye dönüp neyi yapmak isterdin, neyi yapmak istemezdin deseler şimdiye kadar yaptığım herşeyi yapmak isterdim. İçimde kalan hiçbirşey yok.

Türkiye'de politika zenginleşme aracı.

-Türkiye'de politika maalesef zenginleşme aracı oldu. Ve halkın en kötü yetişmiş ve en kötü performans gösterenleri politikaya giriyor. Bunu mutlaka düzeltmeliyiz. Gençler mutlaka siyasete girmeli. Siyaseti araç yaparak Türkiye'yi geliştirmeyi ve düzeltmeyi ideallerinin arasına koymalı.

Bahçeli'yi yıpratmak için yapılanlar ters tepti.

-Bahçeli'nin son zamanlarda internette paylaşılan videoları bir sempati oluşturdu. Bahçeli'yi yıpratmak için birşeyler yaptılar, yapılan herşey geri tepti. Bu sandığa muhakkak yansır. Ama oylarını yüzde olarak yükseltir mi bundan kuşkum var?

-Keşke Bahçeli'nin etrafında bir grup püskeviti filan imal etmiş de sosyal medyada yaymış olsa. Çünkü bu siyasetin geleceğinde çok etkili bir yöntem.

Kadına da dört erkekle evlenme hakkı verilsin.

-Sibel Üresin diye biri çıktı "çok eşlilik yasal olsun" dedi. Ama ondan daha vahim şeyler de söyledi aslında. Kadın konuştuğu için dayak yiyor, hakediyor dedi. Kocana efendin gibi bakacaksın, teslim olacaksın, itaat edeceksin dedi. Yani tam bir efendi köle ilişkisi sunuyor kadınlara. Çokeşlilik filan diğer söylediklerinin yanında bir hiç.

-Maalesef erkek egemen kültür bütün toplumların genlerine kadar işlemiş. Güçlü, zengin, kudretli erkekler maalesef kendilerini herşeye kadir zannediyorlar.

-Kadın-erkek eşitsizliğinin en önemli kaynağı anneler ve eşler; yani kadınlar. Kadınlar gönüllü kölelikten vazgeçmedikçe, ben de bireyim, özgürüm, eşitim demedikçe bu eşitsizlik böyle devam eder.

-Eğer bir erkeğe 4 kadınla evlenme hakkı veriliyorsa demokrasi ve insan hakları, eşitlik ilkesi bakımından bir kadına da 4 erkekle evlenme hakkı verilmesi lazım.

Gençlerde eleştirdiğimiz herşey bizim kuşağın suçu.

-Gençlerin yeterince araştırıcı, sorgulayıcı olmaması, kitap okumaması vs. gibi eleştirdiğimiz şeylerin hepsi bizim kuşağın suçudur. Gençler bizim kuşağın yaptığı bütün hatalara rağmen kendilerini daha aydın, daha sorgulayıcı, daha araştırıcı, insanlar yapıyorlar.

Muhalefetteyken başka iktidardayken başka.

-Yaşım itibariyle Menderes'i ve sonraki tüm liderleri gördüm. Muhalefetteyken savundukları görüşlerle, söylemleriyle iktidara geldiklerindeki söylemleri, icraatleri taban tabana zıt.

-Muhalefetteyken ne istiyorlarsa iktidara gelince, muhalefete tam tersini yapıyorlar. Bu ne biçim bir sistemdir! Ve bunun baş sorumlusu da seçmendir.

YSK sandık bazında seçim sonuçları açıklasın.

-Seçimlerde şeffaflığın sağlanması YSK'nın seçim sonuçlarını sandık bazında ve yüzdelerle değil mutlak rakamlarla sitesine koymasından geçer.

"İçimizdeki Zalim" kendimizle yüzleşme kitabı.

-İçimizdeki Zalim kendimizle bir yüzleşme. Eğer kendimizle yani; hem benliğimiz, hem toplumumuz, hem ailemiz; hem de demokrasimizle iyi hesaplaşabilir, eksikliklerini görür ve bunları gidermek için çaba sarfedersek adam oluruz. Ben bu kitabı keyif olsun diye yazmadım. Bir faydası olsun diye yazdım, bu bir kendini geliştirme kitabıdır.

-Zulmün temelinde aile, siyaset ve medya yatıyor. Çünkü zulmün temelinde ayrımcı vicdan var. Mazlum olarak yani zulüm altında büyüyen insan eline fırsat geçtiği an zulüm yapıyor.

Twitter'a girmekten korkuyorum.

-Twitter'a girmekten korkuyorum, çünkü saygısızlık etmekten korkuyorum. Çünkü sürekli takip etmek gerek. Etmezsen birilerine cevap veremeyeceksin. O zaman da; "Biz de bunu adam zannetmiştik!" diyecekler.

İşini iyi yapınca başın belaya girmeye başladı.

-Türkiye garip bir yapıya girdi. Bir takım insanlar sırf kendi işlerini yaptıkları için sıkıntıya giriyorlar.

İşini iyi yaptığın zaman başın belaya girmeye başladı. Bu çok rahatsız edici birşey.

"Evlenirim düzelir" diyorsanız evlenmeyin.

-Bu dünyada eş seçmek evlenmek ve çocuk yapmak hakikaten risk. İki insanın bir evde yaşaması, bir hayatı paylaşması çok zor bir iş. Eğer evlilik öncesi arkadaşlık, nişanlılık vs. aşamalarda karşınızdakinde tahammül edilmez bir takım şeyler görüyorsanız derhal ayrılın. "Evlenirim düzeltirim" dediğiniz anda ikiniz için de hayatı cehenneme çevirirsiniz. Çünkü zaten insanlar flört aşamasında biraz hatalarını saklarlar. O aşamada bile tahammül edemediğiniz özellikler varsa evlenmeyin.

"Hayatta hiçbir bedelim yok" derdim ama...

-"Benim hayatta hiç bedelim yoktur, kimse beni satın alamaz, para pul, tehdide, şantaja boyun eğmem, kimseden korkmam bir canım var veririm gider" derdim. Çocuğum bir oldu, bedelim oldu.

-Çocuğunuz olmadan anne babanızı anlayamazsınız. Çünkü çocuğun anne babaya duyduğu sevgi işte öyle bir sevgidir, bazen kızarsınız, bazen yük oldu dersiniz. Ama anne babanın çocuğa duyduğu sevginin benzeri, sınırı, hiçbir şeyde yok. Tabii çocuk evden ayrılana kadar, evde ayrılınca o sevgi normale dönüyor.

Solcu namaz kılamaz mı?

-Solcu namaz kılamaz mı? Tabii kılar? "Hem Müslüman hem laik olunmaz" deniyor. Yanlış.

Ya osun ya busun... Ayrımcı vicdan budur işte. "Solcu namaz kılmaz" ya da "namaz kılan gericidir" gibi bir takım sloganlarla bilerek ve isteyerek insanların arasına duvarlar örülüyor.

Oysa insan karmaşık bir varlıktır, robot değildir. Solcu da olur namazını da kılar orucunu da tutar. Hatta Kur'anı Kerim ile Marks'ın Kapital'i arasında paralellik de arar bulur yazar da.

İktidar yandaşı olmak bizatihi kötü bir şey değil.

-İnançlarına görüşlerine uyuyorsa herhangi bir iktidara hizmet ederek para kazanmakta ve yükselmekte hiçbir sakınca yok. İktidar yandaşı olmak bizatihi kötü bir şey değildir. Kötü olan, inanmadığın uygulamalar yapılırken, fikirler, inançlar savunulurken, sırf menfaat uğruna kendi inançlarına aykırı uygulamalara alet olmaktır. Bugün Türkiye'de bir takım insanlar geçmişteki görüşleriyle bağdaşmaz bir takım yerlerde oturuyorlar, kavga da aslında buradan çıkıyor.

* * *

Katıldığım üçüncü program Balçiçek İlter'in Habertürk'teki "Söz Sende"siydi.

Programı aslında Salı öğleden sonra çektik, Perşembe günü yayınlanacaktı, Cuma yayınlandı, Pazar sabahı da tekrarı yapıldı.

Her kanalın, her programın kemikleşmiş bir izleyicisi olduğunu iyice öğrendim bu hafta.

Okan'ın da Abbas'ın da Balçiçek'in de izleyicileri çok yoğun.

Bu gençler ve yaptıkları programlar artık bir marka olmuş.

Her bir programdan sonra değişik kesimlerden değişik yorumlar aldım; hepsi olumluydu.

Kimileri hem Abbas'ın hem Balçiçek'in programını izlemişler:

"Yorum Farkı"nda gördüğümüzden bambaşka bir Emre Kongar tanıdık" dediler.

Oysa ben her yerde, her programda aynı olduğumu sanıyorum ama demek izlenimler farklı olabiliyor.

Bu gerçeği öğrenmem de geçen haftanın kazançlarından biri oldu benim için.

Balçiçek çok eski dostum; gerçekten çok irdeleyici, kışkırtıcı, deşici sorular sordu, ben de çok açık kısa ve net yanıtlar verdim.

Anlaşılan izleyici de etkilenmiş.

Bu arada kitabımı en çok konu eden program da Balçiçekinkiydi.

Kendisine çok teşekkür borçluyum.

Aslında daha çok yazacak şey var ama sizi sıkmaktan korktuğum için burada kesiyorum.

Başka soru veya talep gelirse önümüzdeki haftalarda değinirim; hoşça kalın.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional