Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

29 Ağustos 2011

"Heyy... Sen... Sen... Heyy... Baksana... Aloo... Dursana... Sen o musun?"

Bir Ege kasabasında sahilde yürüyorum her sabah...

3 ile 4 saat kadar...

Evden sahile gidiş, 15-20 dakika sürüyor...

Tabii dönüş de.

Demek ki her gün yarım saat kadar karada, 2,5-3,5 saat de deniz kenarında yürüyorum.

Bu arada karşılaştığım her insana, özellikle de yüzüme bakana mutlaka, "Günaydın" veya "İyi günler" diyorum.

Kumda oynayan çocuklara "Merhaba" diyorum veya "Baş-baş" yapıyorum...

Anne-babaları veya büyük anne-büyükbabaları yakındalarsa onlara da "Allah bağışlasın" diyorum.

Torunlarını denize sokan büyükanne ve büyükbabalar, neredeyse anne-babalardan daha fazla. Herhalde çalışan anne babalar çocukları yazlıktaki anne-babalarına bırakıyorlar.

Bu yazı "Günaydın" ve "İyi günler" izlenimlerime ilişkin olacak.

* * *

Karada, mahalle arasında "Günaydın" dediklerim genellikle garip garip yüzüme bakıyor...

Sahilde karşılaştıklarım ise genellikle selamımı alıyor.

Yabancılar mutlaka yanıt veriyor...

Kimi zaman kendi dillerinde, kimi zaman bozuk bir Türkçeyle...

Türkler bazen boş boş yüzüme bakmakla yetiniyor.

Kadınlar tek başlarına yürürken de, eşleri, çocukları veya kadın arkadaşlarıyla da olsa, daha nazikler...

Selamımı iade etmeyen sadece tek bir kadına rastladım bir ay boyunca.

En beklenmedik olumlu tepkileri çocuklar veriyor:

Ya "Merhaba" diyor, ya da el sallıyorlar.

Özetlersek:

Çocuklar, kadınlar, yabancılar, deniz kenarında yürüyenler...

Yetişkinlere, erkeklere, Türklere ve mahalle arasında yürüyenlere göre, selam almaya daha yatkın, daha sosyal ve daha nazik davranıyor.

* * *

Pek doğal olarak bu izlenimlerim, beni tanımayanlara ilişkin...

Tanıyanlara gelince:

Genellikle son derece sevgi dolu, kucaklayıcı ve övgü dolu yorumlarla karşılanıyorum:

(Herhalde hakkımda olumsuz düşüncelere veya tavra sahip olanlar en azından bunu açıkça ifade etmeyecek kadar nazik davranıyor!)

Sahil boyunca, görünce beni hemen tanıyanlar, komşulardan orada yürüdüğümü öğrenip yolumu bekleyenler, yürürken denizden koşa koşa çıkıp boynuma sarılanlar ve tabii sürekli olarak birlikte fotoğraf çektirmek isteyenler...

En ilginci de ellerinde benim kitap olanların imza istekleri...

Ya da evlerinden getirdikleri kitaplarla yolumu bekleyenler

Böyle anlarda insan yazar olduğuna gerçekten seviniyor.

Tabii herkes okurum değil...

Büyük bir grup sadece televizyondan tanıyor...

Yalnızca programa ilişkin yorum yapmalarından anlıyorum.

* * *

Sık sık selam verdiğim kişilerden veya uzakta güneşlenenlerden "Yahu bu Emre Kongar değil mi" sorusu da kulağıma çalınıyor....

Hatta kimisi yanıma gelip "Eşimle iddiaya girdik, o 'olamaz' dedi, ben Emre Bey olduğunuzda ısrar ettim" diyerek kim olduğumu öğrenmek istiyor...

Gözümde siyah gözlükler, başımda kenarlı bir "Indiana Jones" şapkası, üstümde sadece bir şort, yalın ayak, elimde sırtıma vurduğum, üstünde sandaletlerimin ve tişörtümün takılı olduğu uzunca bir kazma sapı, tek başıma yürürken tanımaları pek kolay değil tabii.

Bu nedenle garip durumlar da başıma geliyor...

Gözü beni bir yerden ısıran, ünlü biri olduğumu düşünen, ama bir türlü kim olduğumu çıkaramayanlar da oluyor...

Bunların yeterince kaba olanları "Sen kimsin?" diye doğrudan soruyor...

Kimisi de "Adın nedir?" diyor...

Ben bunlara "Siz kimsiniz" veya "Sizin adınız nedir" diyerek karşı sorular soruyorum...

"Siz Emre Kongar mısınız?" diyenlere de gayet terbiyeli bir biçimde "Evet efendim" diye yanıt veriyorum.

Yani oldukça deneyimli ve hazırlıklıyım her türlü olumlu ya da olumsuz tepkiye karşı...

(Eh, her karşılaştığına "Günaydın" veya "İyi günler" diyerek bir nevi toplumsal gözlem yapmak isteyen biri için katlanılabilir bir risk!)

Fakat geçen gün sahilden eve dönerken yaşadığım bir olay beni de şaşırttı:

İki yaşlı (benim yaşımda) erkek ile torunları olduğunu tahmin ettiğim iki çocuk (12-13 yaşlarında) karşıdan geliyordu.

Ben de eve dönüş yolunda, yalın ayak, sıcak beton üzerinde koşarcasına yürüyordum...

Her ne kadar sandaletlerim köpeklere karşı kullanmak için omzumda taşıdığım hayli kalın ve uzun kazma sapında geçirili olarak yanımda idiyse de, onları giymek için ayaklarımın tam kurumasını ve kumların bütünüyle temizlenmesini bekliyordum yürürken...

Karşıdan gelen dört kişi benim hizama gelince iki yaşlı erkek yüzüme baktılar...

Ben de "İyi günler" diyerek (çünkü saat 14 civarındaydı ve "Günaydın" zamanı geçmişti) koşar adım yoluma devam ettim.

Ama birden bire arkamda gür bir ses duydum:

"Heyy..." diyordu biraz önce geçtiğim yaşlı adamlardan biri.

Hiç aldırmadım, yoluma devam ettim...

Ama ses kesilmedi:

"Sen... Sen..." diye bağırmaya devam etti.

Yine aldırmadım, yine yürümeye devam ettim...

Taşlar sıcak, tabanlarım yanıyor, süratle hareket etmek zorundayım çünkü.

Ama arkamdan bağıran, pek pes edecek gibi değildi ve daha ısrarcı bir biçimde bu kez:

"Heyy... Baksana... Aloo... Dursana..." dedi.

Aramız bir hayli açılmıştı ama artık durmak zorunda hissettim kendim...

Belki de benim kim olduğumla ilgili değil de, başka hayati bir şey soracak veya söyleyecekti.

Durdum ve geri dönerek beni çağıran adama baktım:

Gür sesiyle "Sen O musun?" dedi.

Anlaşılan adımı da getirememiş, ama merak da etmişti.

Kimliğimi öğrenmek için de, otoriter bir tavırla arkamdan seslenerek, adeta emir vererek durdurmakta bir sakınca görmüyordu.

Ben de gayet sakin bir biçimde:

"Görüyorsunuz, yalınayak sıcak beton üzerindeyim, duracak halim yok" dedim ve o zatı merakıyla baş başa bırakarak yoluma devam ettim...

Adımı bile bilmeyen birine "Evet ben O'yum" demek ağrıma gitmişti doğrusu.

(Tahmin edeceğiniz gibi, halkımızın televizyon ekranından aşina olduğu suratlara karşı bu ilgisi başka bir uzun yazı konusu.)

* * *

Doğa ile iç içe yaşarken arada bir insanların farklı tutum ve davranışlarını gözlemlemek de eğitici ve ilgi çekici oluyor...

En azından size bu izlenimleri yazmak olanağı doğuruyor.

* * *

Bugün arife...

Hem bayram arifesi...

Hem de 30 Ağustos Zaferinin yıldönümünün...

Her ikisi de, zahmet edip bu siteyi okuyanlara (ve pek doğal olarak okumayanlara da) kutlu olsun.

Ben şimdilik, birkaç gün daha sahil yürüyüşlerime devam edeceğim...

Darısı başınıza!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional