Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

24 Aralık 2001

Türkiye niçin bugünlerde Arjantin gibi olmuyor? Daha doğrusu niçin, gelir farklılıkları ve ekonomik bunalım, toplu yağma hareketlerine dönüşmüyor bugünlerde?

Hemen belirtmeliyim ki, bugünlerdeki sessizlik, koşullar kötüleşmeye devam ederse, aynıyla sürmez.

Önümüzde çok kötü patlamalar olabilir.

Bugünlerdeki sessizliğin beş ana nedeni var:

Birinci olarak, Türkiye'deki sübjektif koşullar, yani örgüt, liderlik ve ideloloji, en azından bugünlerde böyle toplumsal yağma hareketlerine destek vermiyor. Çünkü Türkiye'nin geleneğinde çapulculuk yoktur. Çapulculuk hareketleri, ya 6/7 Eylül 1955'de olduğu gibi resmi makamların gizli desteğiyle ortaya çıkabilir, ya da bazı 1 Mayıs eylemlerinde görüldüğü gibi bireysel davranışlar olarak kalır. Olayların toplu yağmaya dönüşmesi, ancak örgütsel destek ile ortaya çıkabilir ki, bu da bugünlerde pek geçerli görünmüyor.

İkinci olarak, gerek kayıt dışı ekonomi, gerekse seyyar satıcılık, vale parking, ayakkabı boyacılığı gibi, marjinal sektör dediğimiz yapısal nitelik taşımayan işler, gelir dağılımı uçurumundaki adaletsizlikleri telafi edici etkilere sahiptir. Ekonomik krize karşın, insanlar henüz birikimlerini tüketmediler.

Üçüncü olarak, aile içi ve aileler arası dayanışma, bireylere asgari ölçüde sosyal güvenlik sağlamaktadır. Gerek aynı ailede çalışan kişi sayısının yoksul aileler arasında artması ve elde edilen "hane halkı gelirinin" tek elde toplanarak harcanması, gerekse, akrabalar arası dayanışma, bireysel patlamalar için bir emniyet süpabı oluşturuyor. Henüz bu sistem de bütünüyle çökmüş değil. Aileler arası ve aile içi dayanışma, tüm olanakları tüketmiş değil.

Dördüncü olarak, Türkiye'de kentler hala tarım ekonomisi ile ilişkilerini kesmiş değildir. Bir başka deyişle söylemek gerekirse, kentsel yoksulluk alanlarında oturan aileler, yani plansız yerleşim bölgelerindeki nüfus, (eski deyimiyle gecekondu halkı) zaman zaman, kırsal kökenlerinden yardım almaktadır. Bu nüfusun kırsal kökenlerinden kaynaklanan ilişkilerinin bir ölçüde devam etmesi en azından bu aileler için hem maddi hem de manevi olarak bir güvenlik işlevi yerine getirmektedir. Kırsal alanları da yoksullaştıracak yeni IMF uygulamaları henüz sonuç vermiş değil. Yani kırsal alanlardan kentsel alanlara destek çok zayıf da olsa hala sürüyor.

Beşinci olarak, alt gelir grupları, meşru ve resmi ilişkiler içinde sahip olamadıkları fırsatlara, gayri resmi ve kimi zaman da gayri meşru ilişkiler içinde sahip olabilmektedir. Siyasal parti, tarikat, hemşehrilik, etnik grup ilişkileri gibi ilişkiler, alt gelir gruplarındaki bireylerin, resmi ve meşru ilişkiler çerçevesinde sahip olamadıkları fırsatları, bambaşka bir ilişkiler ağı içinde olanaklı kılmaktadır.

Ne yazık ki Türkiye'nin Arjantin gibi toplumsal çapulculuk patlamaları yaşamamasının altında yatan nedenlerin bazıları, aslında gelişmiş bir ekonomiye ne denli uzak olduğumuzu gösteren ögelerdir.

Ama bilmeliyiz ki, aynen ekonomi gibi toplum da, bizim isteklerimize göre değil, kendi değişim ve işleyiş yasalarına göre biçimleniyor.

Dolayısıyla, birinci olarak, geleneksel destek mekanizmaları ortadan kalkmakta oldukları için, bu toplumsal güvenlik süpaplarının git gide etkilerini yitireceği beklenebilir.

İkinci olarak, normal gelişme ve değişme hızının ötesindeki bir uygulama ile, IMF reçetelerinin geniş kitleleri yoksullaştırıcı etkileri tarım kesimini de bütünüyle çökertince, kentsel alanlardaki yoksulluk da daha yardımsız kalacağı için, iyice belirginleşecektir.

Üçüncü olarak, etnik, dinci ve goşist terör örgütlerinin, gittikçe artan yoksulluğu, kitle eylemleri olarak istismar etme olasılıkları her an gündemdedir. Bu çerçevede, sivil toplum örgütlerinin ya da sendikaların düzenleyecekleri kitlesel protesto eylemlerinin içine bu örgütlerin sızmaları ve olayları bir toplumsal yağmaya dönüştürmeleri olasılığı her geçen gün artmaktadır.

Sonuç olarak, bugünlerdeki sükunet kimseyi aldatmasın:

Türkiye'de de toplumsal yağma eylemlerine dönük patlamalar her an yaşanabilir. Yılbaşı kutlamalarının yaklaştığı bugünler böyle eylemler için çok uygun bir ortam yaratabilir.

Önümüzdeki günlerde dikkatli olmakta yarar var.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional