Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

23 Ağustos 2010

Yalçın Doğan Ne Demek İstiyor?

Sevgili okurlarım, Yalçın Doğan çok değerli bir gazetecidir.

Yıllarca Cumhuriyet'in Ankara Bürosunu yönetmiştir.

Habercilik refleksleri çok güçlüdür.

Kalemi kuvvetli, Türkçesi güzeldir; çok iyi bir köşe yazarıdır.

Bu özelliklerinden dolayı benim her yazısını dikkatle okuduğum, genellikle de her yazısından bir şeyler öğrendiğim, çok saygı duyduğum bir arkadaşımdır.

Fakat Hürriyet'teki Cumartesi günkü yazısının sonuna geldiğimde ne dediğini, daha doğrusu ne demek istediğini pek iyi anlayamadım.

Önce yazıyı görelim, sonra sorumu soracağım:

Aslında 21 Ağustos tarihinde Yalçın Doğan üç yazı yazmış:

"Tarih düşelim Apo ile aynı masaya oturuldu" başlığını taşıyan ilk yazı aslında hepsinden önemli.

Bu yazının son bölümü şöyle:

"28 Temmuz-11 Ağustos. Bu süre içinde devletin bazı yetkilileri Apo ile görüşüyor.

Bu görüşmeler sonucunda:

1-15 Ağustos'ta ilan edileceği öne sürülen demokratik özerklik geri bırakılıyor.

2-Ateşkes kararı çıkıyor.

3-Daha da ballısı, Kürtlerin referandumda evet oyu kullanmaları netleşiyor.

AKP SIKIŞTI

Apo'nun bunun karşılığında ne istemiş olduğu kendi açıklamasında var: 'On iki yıldır sabrettim, benim de sınırım var.'

Şimdi AKP'ye destek veriyor. Edası, konuşma tonu, 'şimdi koz bende' havasında, Yaşadıklarımıza bakılırsa, siyasal üstünlük kazanmış havasında.

Yine konuşmasına göre, AKP'ye verdiği bu son fırsat. AKP referandum sonrasında ya onun isteklerini, en azından bazılarını, yerine getirmek zorunda kalacak ya da terör yeniden azacak.

AKP referandumda evet uğruna, fena sıkışmış durumda. AKP'nin reddettiği bu pazarlığın devamı olacak. Kaçınılmaz biçimde.

28 Temmuz-11 Ağustos, Apo ile görüşmeler.

Buraya tarih düşelim. İlerde lazım olacak."

Bu cümleler çok önemli; Başbakan PKK ile görüşmeleri ne kadar inkar ederse etsin, gerçekten ilerde tekrar geri dönülüp bu tarihler irdelenecek.

İkinci yazısı hidroelektrik santrallerle (HES'lerle) ilgili olan "HES ölüm getiriyor" başlıklı yazı.

O da çok önemli bir yazı.

Ama benim üzerinde durmak istediğim, aklımı karıştıran yazı "Bakan Çağlayan: Bende öyle anlayış olmaz" başlığını taşıyan üçüncü bölüm.

Bu bölümde şunları yazıyor Yalçın Doğan:

REFERANDUM sürecinde bazı bakanlar evet için değişik yöntemler uyguluyor. Dün bu sütunda Devlet Bakanı Zafer Çağlayan'ın bir sözünü aktarıyorum:

'Referandumda hayır çıkarsa, işadamları beni aramasın.'

Bakan Çağlayan dün beni arıyor ve:

'Evet, öyle bir söz söyledim ama, önü arkası var, tek başına o cümleyi alırsanız, anlamı, sizin yazdığınız gibi çıkıyor.'

Çağlayan gerek Ankara Sanayi Odası Başkanı, gerek Sanayi Bakanı, gerekse şimdi Devlet Bakanı olarak işadamlarına sürekli kolaylık tanıdığını, özellikle vergi borcundan dolayı yurt dışına çıkışları yasaklanan işadamlarının sorunlarını çözdüğünü aktarıyor. Zaman zaman vergi borcu olmayanların, yurt dışına çıkışlarının yanlışlıkla engellendiğini belirtiyor. Sonra sadede geliyor:

'Ben bunları anlattım, yoksa, referandum nedeniyle şöyle oy kullanın, kullanmazsanız, böyle olur, gibi bir anlam çıkacak söz söylemedim. Ben demokrat bir insanım, bende öyle bir anlayış olmaz.'

Aynı anlayışa keşke herkes sahip olsa."

Yalçın Doğan'ın yazısı bu kadar.

Siz ne anladınız bu yazıdan?

Bakan Çağlayan, 'Referandumda hayır çıkarsa, işadamları beni aramasın.' demiş mi dememiş mi?

Demiş.

Peki bunu hangi bağlamda söylemiş?

İşadamları her vesileyle kendisini aradıkları, işlerini halletmesini istedikleri ve o da hallettiği için...

Peki bu konuşma doğrudan doğruya "Referandumda evet deyin" demek değil mi!

Tabii ki böyle demek, yani üstelik somut örneklerle işlerini hallettiğini belirttiği işadamlarına açıkça baskı anlamına geliyor.

Şimdi benim sorum şu:

Yalçın Doğan'ın Çağlayan'ı takdir eden son "Aferin!" cümlesi, "Aynı anlayışa keşke herkes sahip olsa." ne anlama geliyor?

a) Yalçın Doğan, kendi yazısında bize aktardığı Çağlayan'ın sözlerini anlamamış veya yanlış anlamış.

b) Yalçın Doğan, Çağlayan'ın sözlerini bize eksik veya yanlış aktarmış, biz konuyu yanlış algılıyoruz.

c) Yalçın Doğan, Bakanı kolluyor, yaptığı hatayı görmezden geliyor.

d) Yalçın Doğan, ince ince dalgasını geçiyor ama okurlar tam ne demek istediğini anlamıyor.

e) Ben tam bir geri zekalıyım, okuduğumu da anlamıyorum, olayı da zaten anlamamışım; dolayısıyla bütün çözümlemelerim ve sorularım yanlış.

Evet "Çoktan seçmeli" bu yanıtların hangisi sizce doğru acaba sayın okurlarım?

Önemli Not:

Bu seçenekleri sıralarken, tabii aynı gün, yine Hürriyet'te Bakan Zafer Çağlayan için Mehmet Y. Yılmaz'ın yazdığı şu satırlarını da okumuştum; yukardaki (d) şıkkını onun için koydum:

"Ya hiç okumamış ya da kandırıyor

DEVLET Bakanı Zafer Çağlayan, Karabük'te bir konuşma yaptı ve yeni Anayasa'nın memurlara önemli haklar getirdiğini belirterek 'Toplu sözleşme ve grev hakkı istiyorsan Anayasa'ya evet diyeceksin' dedi.

Acaba yanlış mı anladım diye düşünerek CNN Türk'ün internet sitesinde konuşmanın video kaydını buldum ve yeniden dinledim.

Evet, aynen böyle söylüyor: Yeni Anayasa değişikliği memurlara grevli toplu sözleşme hakkı veriyormuş!

Ya Zafer Çağlayan Anayasa değişikliği ile ilgili görüşmeleri iyi dinlememiş, sonra da ortaya çıkan metni okumamış ya da insanları kandırmaya çalışıyor.

Ben gözümüzün içine bakarak yalan söyleyebileceğine inanmadığım için metni tam olarak okumadığını varsaymak isterim.

Anayasa değişikliğinde memurlara grev hakkı ile ilgili bir hüküm yok!

Grev hakkı getirmediği gibi 'toplu sözleşmede uyuşmazlık halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kurulu'na başvurabilirler' denilerek bu hak örtülü olarak engelleniyor.

Kurulun kararı kesin ve toplu sözleşme hükmünde olduğuna göre kamu görevlilerinin grev hakları da ortadan kaldırılmış oluyor.

Zafer Bey, sözlerinin Anayasa değişikliklerinin hangi satırında olduğunu söylese de gözümüzden kaçan bir şey varsa biz de öğrensek!"


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional