Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

16 Ağustos 2010

Behzat Uygur Açıklama Yaptı.
Benim Yorumum: Durum Gerçekten Vahim!

Bu site son günlerde çok ilgi çekmeye başladı.

Belki izleyiciler benim yazdıklarımı önemsediklerinden, merak ettiklerinden...

Belki ülkeye egemen olan kamplaşma havasından...

Belki "Yorum Farkı" programı tatilde olduğundan...

Nedeni her ne olursa olsun, son günlerde gerek izleyenlerin gerekse öteki İnternet haber sitelerinin, kongar.org sitesine ve her Pazartesi yazdığım "Güncel" yorumuna karşı ilgilerinde bir yükseliş var.

Geçen hafta, Habertürk'ün, referandum sürecinde sanatçılara nasıl oy kullanacaklarını sorması üzerine yaşananları yazmış ve asıl sorunun, "Hayır" yanıtı vereceğini söyleyenleri AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in aramasından kaynaklandığını, demokratik ve özgür bir ülkede böyle bir davranışın normal görülemeyeceğini belirtmiştim.

Yazımda, olayın özetini, Fatih Altaylı'nın Habertürk'te yazdığı makaleye gönderme yaparak vermiştim.

Merak edenler bir hafta önceki "Güncel"e bakabilirler.

Bu yazı üzerine geçen Perşembe günü, adı geçenlerden Behzat Uygur aradı.

Yazımın bir biçimde kendisine de ulaştığını, bu konu üzerinde bazı şeyler söylemek istediğini belirtti. (Yazımın kendisine nasıl ulaştığını veya kimin tarafından ulaştırıldığını sormayı nezaketsizlik saydığım için, sormadım.)

Önce yazıda gönderme yapılan Altaylı'nın makalesinde, Uygur'la ilgili olan iki bölümü bir anımsayalım:

Birinci bölümde Uygur'un verdiği yanıt şöyle yansıtılmıştı:

"Behzat Uygur 'Hayırlısı olsun' diyor, kahkahayı patlatıyordu ve hayırının üzerinde şapka vardı."

Daha sonra, Altaylı, yaptırdığı tahkikatın sonucunu açıklarken, Uygur için şöyle diyordu:

"Görüşü yayınlanan kişilerin yayından sonra bir düzeltme yollayıp yollamadıklarına bakıldı. Böyle bir şey de yoktu. Hiçbiri, 'Biz böyle demedik' diye bir düzeltme yapmamış, sadece Behzat Uygur, Ateş Çelik arkadaşımızı arayıp 'Görüşümü yayınladın, başın göğe erdi mi' demişti."

Ben de olayı yorumlarken, sanatçıların bir eski bakanı, bir ünlü AKP yöneticisini karşılarında bulduklarında, muhtemelen korktuklarını belirtiyor, bu korkuya yol açan son AKP uygulama ve baskılarını anlatıyordum.

Behzat Uygur'un açıklamaları özet olarak şöyle:

"Beni arayan çok eskiden beri dost olduğum, birlikte gezip tozduğum, yiyip içtiğim bir gazeteci ağabeyimdi.

Sorusu üzerine, kendisine bizim izleyicimizin çok kozmopolit olduğunu, bu nedenle yanıt vermek istemediğimi belirttim.

Çok ısrar etti, ama ben 'Ülke için hayırlısı ne ise o olsun' diye direndim.

Bunun üzerine 'Hayırlı olsun mu diyorsun' diye yineledi.

Ben de 'Evet hayırlı olsun' diye tekrar ettim.

Burada herhangi bir ima yoktu.

Gerçekten sözcüklerin ifade ettiğini söylemeye çalışıyordum."

Bu konuşmadan sonra Uygur şunları da ekledi:

"Arayan eski bakan herhangi bir baskıda veya sitemde bulunmadı, çok nazikti, sadece haberi tahkik ettiğini söyledi.

Ben de kendisine size anlattıklarımı söyledim.

Bunun üzerine 'Bunu kullanabilir miyim' diye sordu.

Ben de 'Tabii' dedim."

Uygur bu anlattıklarına ek olarak Fatih Altaylı'yı üç-dört kez aradığını ama kendisine geri dönmediğini, bunun için kırgın olduğunu belirtti.

Uygur konuşmasının başında "Ben size olup bitenleri anlatayım, siz isterseniz bunları yazabilirsiniz de" demişti.

Oysa ben bu tür polemiklerin uzatılmasının kişilere yarar getirmediğini tam tersine zarar verdiğini düşündüğüm için, doğrusu Uygur'a zarar veririm diye pek yazmak niyetlisi değildim.

Bu konuşma üzerine Uygur'a bu anlattıklarını bana yazmam için mi söylediğini, yani bir anlamda yazmamı istediği bir açıklama mı yaptığını sordum ve bu olayın uzamasının kendisini de yıpratacağını anımsattım.

Belki de benim yorumumdan dolayı, önce biraz mütereddit olarak, ama sonradan ben sorumu ısrarla "Bunları yazmamı mı istiyorsunuz" yineleyince kesin bir ifade ile "Evet bunları yazmanızı istiyorum" dedi.

Ben de geçen haftaki yazımda adı geçen Behzat Uygur'un açıklamasını size ayrıntılarıyla anlatarak görevimi yerine getirdim.

Olayla ilgili son bir bilgi daha vereyim:

Bu yazıyı yazmadan önce Behzat Uygur'u aradım ve beni arayanın o olup olmadığını, bazı test ögeleri de uygulayarak denetledim; evet, beni arayan, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde oydu!

Şimdi benim yorumuma sıra geliyor:

Referandum konusunda tavır belirtmenin bile iktidar partisi tarafından sorgulandığı bir dönem yaşıyoruz.

AKP, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve onların yandaşı bazı köşe yazarları bütün toplumu, sivil toplum örgütlerini, hatta bireyleri baskı altına almış görünüyor.

İktidarın medyaya ne biçim cezalar kestiği, bazı programlara nasıl müdahale ettiği bilindiği için bu tavır herkesi korkutuyor.

Cuma günkü yazısında Oktay Ekşi bu durumu şöyle özetliyordu:

"...Ama Başbakan Tayyip Erdoğan'ın konuşmalarından, sanki 'Hayır' oyu çıkmasından korkuyormuş gibi bir izlenim alıyoruz. Çünkü artık 'Meslek kuruluşları neden bizi desteklemiyor?' türü şeyler söylüyor.

'Bazı odalar var. Garibime gidiyor. 12 Eylül Anayasası'na karşı olduğunu söyleyenler -kaymak takımı onlar- sessiz kalıyor. Bizim yanımıza geldiklerinde farklı konuşuyorlar ama kalkıp da süreci desteklediklerini (yani EVET oyu verilmesini) açıklayamıyorlar' diyerek 'iş dünyasına' da taş atıyor.

Nitekim el altından 'Bizi desteklediğinizi açıklamazsanız, bunun hesabını sorarız' mesajının verildiği anlaşılıyor.

Erdoğan dün de Erzurum'da CHP'nin, MHP'nin, BDP'nin ve DP'nin 'HAYIR'cılar cephesi' olarak bir araya geldiklerini tekrarladı. Neyse ki bu defa listeye PKK'yı koymuş değildi.

Sadece Erdoğan'ın değil 'yalaka' medyada kalem oynatanların da 'Neden evet demeliyiz?' başlıklı vaazlarla okuyucularını aydınlattıkları -bu arada iman tazeledikleri- görülüyor."

Ekşi'nin "yalaka medya" dediği köşe yazarları artık işi iyice azıttılar ve örneğin, referandumda kesin olarak "Evet" diyeceğini açıklamadığı için TÜSİAD'a ve başta Ümit Boyner olmak üzere yöneticilerine açıkça ve çok ağır biçimde saldırmaya başladılar.

İşte bütün bu vahim ortam içinde Behzat Uygur'un da bana bile açıklama yapmasını hiç yadırgamamak gerek...


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional