Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

BAVUL DERGİ, AĞUSTOS 2018

 

EMRE KONGAR

 

AĞUSTOS 2018, SİMGE OLARAK HAYDARPAŞA: "GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER!"
 

"Haydarpaşa" sadece Kadıköy'de bir semt, ya da bir tren garı binası değildir...

"Haydarpaşa", Anadolu ile İstanbul'un kucaklaştığı bir buluşma noktasıdır:

Pek çok Anadolulunun İstanbul'a ilk kez ayak bastığı, pek çok İstanbullunun ise Anadolu'ya doğru ilk defa yola çıktığı bir tren istasyonudur.

Bu niteliğiyle sadece Osmanlı İmparatorluğu'nun değil, Cumhuriyet Türkiyesi'nin de ulusal simgelerinden biridir.

İstanbul'a ilk kez gelen pek çok Anadolulu, gar kapısından çıkıp merdivenlerin başında önündeki Marmara Denizi'nin muhteşem görüntüsü ile karşılaştığı anı unutamaz.

Anadolu'ya uzun süreliğine ilk kez giden bir çok İstanbullu için de, arkasında bıraktığı peronda el sallayanlar, yürek yakan ayrılık görüntüleri olarak belleklere kazınmıştır.

* * *

Benim için Haydarpaşa, çocukluğumda, Babaannemin elini öpmek için bayramlarda Kartal'a gittiğimiz banliyö trenine bindiğimiz bir tren garıydı; İstanbul'un ayrılmaz bir "Bayram şenliği" parçasıydı.

Tren saatine göre kendimizi ayarlar, Karaköy'den, Köprü'nün Kadıköy-Haydarpaşa iskelesinden, bizi trene yetiştirecek olan vapura biner, Kartal'a doğru bayram gezmesine başlardık.

Güzel havalarda, vapurun arka güvertesinde, ilave ücret ödeyerek "Lüks mevki" denilen açık yerdeki koltuklara kurulur, püfür püfür esen rüzgarla, denizin keyfini çıkarırdık.

Vapur Haydarpaşa iskelesine yanaşınca, trende yer bulabilmek için gar binasının merdivenlerinden hızla çıkar, o zamanlar geniş ve çok rahat olan karşılıklı maroken koltuklara yerleşirdik. Beni, tren ve her türlü taşıt aracı tuttuğundan, mutlaka yüzüm gidiş yönüne doğru otururdum.

Babaannemden dönüşte de, iskelede tren yolcularını bekleyen köprü vapurunda yer bulmak için koşuştururduk.

* * *

Babaannemle özdeşleştiğinden, Haydarpaşa garı, bende uzun süre, her bayram yediğimiz kaymaçina tatlısı çağrışımı yapardı.

Kaymaçina, Arnavut Türklerinden olan babaannemin, her bayram, büyük bir börek tepsisi içinde yaptığı özel bir tatlıydı. Esas olarak şimdi krem karamel denilen tatlıya benzerdi ama onun daha koyusu, daha kıvamlısı ve üzeri daha kızarmış olanıydı. (Bugün İstanbul'da bu tatlıyı en güzel yapan kişi rahmetli Şakir Eczacıbaşı'nın yıllarca asistanlığını yapmış olan sevgili Ful Duran'dır.)

1940'ların sonunda ve 1950'lerin başında Haydarpaşa benim için, bir süreliğine, Ankara'da yaşayan en küçük teyzem Coğrafya Öğretmeni Sabahat Yavuzalp'a, eniştem (sonradan general) Nazmi Yavuzalp'a ve kızları Meral'e gittiğim ve İstanbul'a gelişlerinde onları karşıladığım istasyon oldu.

Böylece kaymaçina çağrışımının yerini Ankara'daki teyzem ve onun ailesi aldı.

Daha sonra, 1959'da Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazanınca, Haydarpaşa, benim için de, "gurbete giden tren" ve "eve kavuşturan demiryolu" niteliklerinin simgesi oldu.

28-29 Nisan 1960'ta Menderes'in Tahkikat Encümeni Sivil Darbesi'ni protesto etmek için yapılan İstanbul ve Ankara'daki üniversite gösterileri sonrası okullar kapatılıp bizler de "memleketlerimize" sürülünce, üçüncü mevki kompartımanda, tahta bagaj raflarında nöbetleşe uyuyarak, Karga Hazer, Fare Okan, Tahsildar Turgut, Karbon Altın ve Maymun Ertunçla birlikte İstanbul'a yaptığımız tren seyahatini hiç unutamam.

* * *

Ne yazık ki bu güzelim Tren Garı Binası, artık sadece nostaljik anıların konusu olabiliyor.

AKP iktidarı döneminde, Ankara-İstanbul arasındaki hızlı tren projesi bağlamında geçici olarak, yeniden kurulmak üzere iptal edilen ama sonra da bir türlü devreye sokulamayan Haydarpaşa-Pendik banliyö hattının başlangıç noktası olarak boşaltılmış bulunan bina, şimdilerde Kadıköy Belediyesi tarafından, benim de her yıl katılmaya özen gösterdiğim ve Bavul Dergisi yazarlarıyla birlikte de imza günü de yaptığım bir kitap fuarının mekânı oldu.

* * *

Haydarpaşa tren garının inşaatına II. Abdülhamit döneminde, 30 Mayıs 1906'da başlanmıştı. Proje Otto Ritter ve Helmuth Cuno tarafından hazırlanmış, inşaatta Almanlarla birlikte İtalyan taş ustaları da çalışmıştı.

Tam İkinci Meşrutiyet'in ilanı olan 24 Temmuz tarihinden sonra 19 Ağustos 1908'de hizmete girmiştir. Bu anlamda bir "özgürlük simgesi" de sayılabilir.

Bir rivayete göre binanın bulunduğu sahaya III. Selim'in paşalarından Haydar Paşa'nın, bir rivayete göre de burada mezarı bulunan Bektaşi Babası Yeniçeri Haydar Baba'nın adı verilmiştir.

Binayı, Anadolu Bağdat Alman Demiryolu şirketi inşa etmiş, ayrıca garın önünde bir de mendirek yapılmıştır.

I. Dünya Savaşı sırasında gar deposunda bulunan cephanelere 1917'de yapılan bir sabotajla çıkan yangın sonucu binanın büyük bir bölümü hasar görmüş, yeniden onarılan bina bugünkü şeklini almıştır.

* * *

Haydarpaşa Tren Garı'nın İstiklâl Savaşı tarihimiz açısından da unutulmaz bir yeri vardır; o ünlü söz burada söylemiştir:

Adana'dan trenle gelen Mustafa Kemal Paşa, 13 Kasım 1918 çarşamba öğle saatlerinde Haydarpaşa Garı'na iner. İtilaf Devletleri'nin donanması İstanbul limanına demirlemiştir.

Haydarpaşa Garı'nın iskelesinde kendisini bekleyen Kartal istimbotuyla Galata rıhtımına doğru giden Mustafa Kemal, bu manzara üzerine yaveri Cevat Abbas'a döner ve:

"Ağlama çocuk! Geldikleri gibi giderler!" der.

Evet sevgili okurlarım, hiç unutmayın:

Geldikleri gibi giderler!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 25 Mart 2019

Valid HTML 4.01 Transitional