Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

BAVUL DERGİ, HAZİRAN 2018

 

EMRE KONGAR

 

YARALI BİR AŞK ÇOCUĞU
 

Evet ben de bir aşk çocuğuyum:

Ama yaralı bir aşk çocuğu!

Felsefe öğretmeni İhsan Kongar'la Felsefe/Edebiyat öğretmeni Mesude Kongar'ın aşkının, ağabeyinin ölümüyle yaralanan, ikinci çocuğu!

* * *

İhsan Kongar, Köprülü (Tito Veles) doğumlu, Üsküp'te büyümüş Makedonya göçmeni bir çocuktur.

Balkan savaşı sırasında, sokağın bir köşesinden düşman girerken, evdeki çaydanlığı bile yanan sobanın üzerinde bırakıp sokağın öbür ucundan kaçan bir ailenin, Mal Müdürü Raşit Efendi ailesinin çocuğudur.

Raşit Efendi, eşi Arnavut Türklerinden Gül Hanım, üç kızı ve iki oğluyla birlikte Kartal'a yerleşir; yeniden Mal Müdürü olarak atanır.

Gençliğinde babasına vergi tahsilatında yardım eden İhsan, barfiks yapan, sportmen bir çocuktur. Kimlikleri milliyetten çok din üzerinden tanımlanan bütün Balkan Türkleri gibi namazında niyazındadır.

Babası, vergi tahsilatında kendisine yardım etmesini istediğinde, Kuran'a el bastırarak, halkın malının tartılmasında hile yapmayacağına dair ona yemin ettirir. (Malûm vergi "ondalık" anlamına gelen "aşar": Halkın ürettiği malın onda birinin tartılıp vergi olarak alınmasıyla tahsil ediliyor.)

İhsan Kongar, bu olayı, sonraları, "Gençliğimde dindarlık, beni hile yapmaktan korumuştur" diye gülerek anlatırdı.

İhsan, öğretmen okulunda öğrenciyken, bir İstanbul kızı olan Mesude ile tanışır ve büyük aşk başlar.

Ne var ki, İhsan ilkokul öğretmenliği eğitimi görmekte, Mesude ise Edebiyat Fakültesi'nde yüksek tahsil yapmaktadır.

Medresetül Kuzat (Hukuk Mektebi) Müderrislerinden Hasan Fehmi Efendi ile Midilli göçmeni Cemile Hanım'ın kızı olan İstanbullu Mesude, "Ben ilkokul öğretmeni ile evlenmek istemem, sen de Yüksek Öğretmen Okuluna gitmelisin" diyerek göçmen çocuğu İhsan'ı lise öğretmenliği eğitimine teşvik eder.

Aşk büyük, ilişki ciddi ve derindir:

İhsan önce iki yıl Yüksek Matematik okur, sonra Felsefe bölümüne geçer. Bütün hayatı boyunca da "Yüksek Matematik bilmeyen iyi Felsefeci olamaz" diye övünür.

Sonunda iki sevgili ailelerinin de onayını alarak nişanlanırlar.

Ama dönem, savaştan yeni çıkmış, yoksul halkın verem, trahom ve sıtma pençesinde kıvrandığı dönemdir.

Mesude'nin küçük erkek kardeşi Ziya'yı İstanbul'daki Mülkiye mektebi ikinci sınıfında öğrenciyken öldüren dönemin belası, "ince hastalık" yeni nişanlanmış olan İhsan'ı da yakalar.

Bu arada okul bitmiş, İhsan'ın tayini İzmir'e çıkmıştır.

İhsan, verem olduğunu Mesude'ye bir mektupla bildirir ve hasta olduğu için nişanı bozmalarını önerir.

Mesude cevaben yazdığı mektupta "Ben bir defa severim ve gerçekten severim; gerekirse seni sonsuza kadar beklerim" diye yanıt verir.

İki sevgilinin birbirlerinden ayrı olduğu yıllarda İhsan'ın zamanını nasıl geçirdiğini, İzmir'de onunla birlikte öğretmenlik yapan, sonradan Işık Lisesi Müdürü olan Sacit Öncel,"Biz geceleri çapkınlığa çıkardık, İhsan, 'Ah Mesude' diyerek evde oturup ağlardı" diye anlatır.

Dört yıl nişanlı kalan sevgililer, sonunda, İhsan'ın biraz iyileşmesi ve İstanbul'a tayin olması ile evlenirler.

İhsan, Mesude'nin şimdi yerinde, cadde üstündeki cami olan Haseki'deki ahşap konağına iç güveysi gider.

Doktorlar, verimle zayıf düşen bünyesini güçlendirmek için her gece bir bardak kırmızı şarap içmesini önermişlerdir ama kayınpeder ulemadan bir müderristir, onun sofrasında bu nasıl olacaktır?

İhsan eczaneye gider, bir boş şişenin üzerine "Kuvvet Şurubu" etiketi yapıştırtır ve şarabı içine koyup masaya getirir. Beş kızının beşini de okutmuş ve öğretmen yapmış olan müderris kayınpeder olayı fark etmişse bile hiç bozuntuya vermez, anlamazlıktan gelir; Kongar ailesi Mesude'nin hamile kalması üzerine Çarşıkapı'daki Pekit Evi'ne taşınana kadar bu düzen böyle devam eder.

* * *

1935 yılında ailenin birinci çocuğu Engin doğar.

İki Felsefe öğretmeninin ilk aşk ürünü Engin'dir; büyük bir özenle büyütülür.

Lise Fen Kolu mezunu olmasına karşın, babası tarafından özel olarak Felsefe öğretilir.

Liseden sonra, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimar Mühendislik bölümüne girer.

Bir yandan şiir ve öykü yazmakta, öte yandan lisanslı sporcu olarak kürek, yüzme, boks, eskrim ve dağcılık yapmaktadır.

Arkadaşları tarafından sevilen ve sosyal olarak çok aktif olan Engin, Fakültenin öğrenci derneğinde ikinci başkanlığa da seçilmiştir.

Annesi dağcılık yapmasından memnun değildir; Engin annesini "Anneciğim, dağcılıkta macera tehlike yoktur, spor için normal yürüyüş gibi tırmanış vardır" diye teselli eder...

Ve bir 1956 yılı Eylül ayında, Aladağlara gittiği bir dağcılık seferinden ölüm haberi gelir.

Engin'den altı yıl sonra doğan ailenin ikinci aşk çocuğu aslında kız beklenmiş, doğum sonrası için pembe takımlar hazırlanmıştır, ama ikinci evlat da erkek olur.

Annenin ikinci hamileliği sırasında Hitler'in orduları sınıra dayanmıştır. İstanbul'un boşaltılması konuşulmaktadır. Çocuğu doğurup doğurmamak bile tartışılır. Kongar ailesi, sonunda, " Hitler Türkiye'ye girerse, ha İstanbul, ha Ankara, fark etmez" der ve İstanbul'dan ayrılmaz, çocuğun da doğurulmasına karar verilir.

* * *

Hayatının idolü olarak gördüğü ağabeyi Engin öldüğünde Emre 15 yaşındadır:

Anne babasının özenle yetiştirdiği 21 yaşındaki ağabeyinin ölümünün aileyi nasıl yıktığını görür ve "Keşke onun yerine ben ölseydim, bu kadar üzülmezlerdi belki" der.

Evet ben de bir aşk çocuğuyum:

Yaralı bir aşk çocuğu!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 21 Ocak 2019

Valid HTML 4.01 Transitional