Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

BAVUL DERGİ, MART 2018

 

EMRE KONGAR

 

SİRKECİ HALKALI BANLİYO TRENİNDE BİR BLUE JEAN SOYGUNU
 

Annemin ailesi de babamın ailesi de oldukça kalabalıktı.

Annemler, 5 kız 2 erkek, yedi kardeşmişler...

Babamlar, 3 kız 2 erkek, beş kardeş.

Bir teyzem ve bir halam Ankara'da yaşıyorlardı.

Demek ki İstanbul'da annemin beş, babamın üç kardeşi vardı.

Anneannem ve babaannem de benim çocukluğumda hayattalardı.

Bütün akrabalar, küçük dayım Siyasal Bilgiler'de öğrenciyken zet vereme yakalanıp vefat ettiği için toplam dokuz hane ediyordu ve biz her bayram bu dokuz evi ziyaret ederdik.

Anneannem Topkapı'da, babaannem Kartal'da otururdu.

Teyzelerim, Çengelköy, Bakırköy/Yenimahalle, Fatih semtlerine dağılmışlardı; dayım önceleri Beşiktaş'taydı, sonra o da Bakırköy'e taşınmıştı.

Halalarım, Kadıköy'de, amcam Cihangir'de otururdu.

Biz her bayram, elimize Hacıbekir'den alınmış kiloluk fıstıklı lokum kutuları bu semtler arasında mekik dokurduk.

* * *

Bayramın birinci günü sabahtan, Çarşıkapı'dan Topkapı'ya, el öpmeye anneanneme gidilirdi.

Öğleden sonra, Kartal'a gidilir ve Arnavut kökenli babaannemin tepsiyle yaptığı kaymaçinanın başına çökülürdü.

Akşam yemeğine da halalarıma, Kadıköy'e giderdik.

Büyük halam, bütün varını yoğunu bir tarikat şeyhine kaptırmış, üzüntüsünden felç olmuş, kardeşiyle yaşayan yalnız bir kadındı.

Ortanca halam iki kızı ve damatlarıyla birlikte otururdu.

Sırplar, sokağın bir başından girerken, babamın ailesinin, çaydanlığı yanan sobanın üstünde bırakıp sokağın öbür tarafından kaçarak Türkiye'ye gelmesinin nefes kesen serüvenini, bayramın birinci günü akşamı halamlarda yamak sofrasında dinlerdim.

Yavuz zırhlısının çarkçıbaşılığından emekli eniştemle birlikte, Bursa'dan İstanbul'a taşındıktan sonra, en büyük teyzem, kızıyla birlikte Çengelköy'de, Havuzbaşı'nda otururdu.

Onun bir küçüğü Bakırköy/Yenimahalle'de yerleşmişti.

Mısri şeyhi olan ve Sabuncugil firmasında muhasebeci olarak çalışan eniştemle birlikte yaşadıkları ahşap konak, ana caddenin bir sokak gerisinde, köşedeydi.

* * *

Bakırköy/Yenimahalle'deki teyzeme, genellikle Çarşıkapı'dan, yokuştan yürüyerek aşağı inip Kumkapı istasyonundan kara banliyö trenine binerek giderdik.

1955 sonunda açılan elektrikli tren hattı, İstanbul'un ulaşım sorununa büyük bir rahatlama getirmişti ama, özellikle işe gidiş ve işten çıkış saatlerinde çok dolu olduğu için pek çok sıkıntı yaşanıyordu:

Çantaları gaspedilen kadınlar ve yankesicilik olayları en çok rastlanan haberlerdi; bir de intihar olayı yaşanmıştı.

Kimi zaman serseri gençler, kapılara tutunur, trenin dışında seyahat etmeye çalışırlardı.

Kumkapı'dan binildiği zaman Bakırköy/Yenimahalle'ye yaklaşık 20 dakikada gidilirdi.

Anlatacağım olay, 1958 yılında bir yaz akşamı, boş bir tren kompartımanında geçmişti.

* * *

Ağabeyimin dağdan düşüp ölmesinden sonra, geçirdiğim ruhsal sarsıntıyı biraz hafifletmek için, annemler, uzun yol kaptanı olan dayımın, Amerikan hibesi olan Victory tipi Çoruh isimli yük gemisiyle, beni bir A.B.D. gezisine yollamışlardı.

Seyahate çıkarken, Şişli Terakki'deki en yakın sınıf arkadaşım Savaş'a bir şey isteyip istemediğini sormuştum. O da o zamanlar (daha "kot" dönemi başlamadığı için) Türkiye'de henüz tek tük olan Amerikan Pazarları dışında bulunmayan bir blue jean ısmarlamıştı.

Dayım, beni Texas'ta, bütün rafları masmavi pantolonlarla dolu bir blue Jean dükkanına götürdü. Oradan biri Savaş'a, biri kendime Lewis marka iki tane blue jean aldım ve elbette Türkiye'ye dönünce giymeye başladım.

Annemler o yaz gecesi, Bakırköy/Yenimahalle'deki teyzeme yemeğe gitmişlerdi. Ben de gece onlara katılmak için geç vakit trene bindim.

Kompartımanda benden başka 18-20 yaşlarında serseri kılıklı, birbirleriyle yüksek sesle bağrışıp çağrışarak şakalaşan, itişip kakışan 5-6 genç daha vardı.

Bir süre sonra sesleri kesildi ve ne oldu diye kafamı kaldırınca, bana bakmaya başladıklarını fark ettim.

Kısa bir süre sonra, birisi "Kardeş o pantolonu nereden aldın?" diye sordu.

Bir an doğru söyleyip söylememeyi döşündüm; çünkü "Amerika'dan" dersem, işin uzayacağını biliyordum. (1958 yılında Türkiye döviz sıkıntısı var. Yurt dışına çıkmak olanaklı değil. Ben döviz almadan valinin özel izni ile gitmiştim.) Fakat korkudan yalan söylemeyi de kendime yediremedim, "Amerika'dan" diye yanıt verdim.

Onun üzerine çocuklardan müthiş bir kahkaha patladı ve "Vay oğlana bak, Amerika'dan almış!" diye bağırmaya başladılar.

İçlerinden en iri yarı olanı yanıma gelip, "Şuna yakından bir bakayım" diye pantolonumun kumaşını ellemeye çalıştı.

Ben "Na'pıyorsun yaa!" diye tepki gösterince arkadaki arkadaşlarından biri, çocuğa "Sana da yakışır haa!" diye seslendi.

İçimde "Eyvah" dedim, "Blue jean'i kaptırdık, bir de dayak yemesek bari".

Allahtan tam o sırada Yenimahalle istasyonuna gelmiştik de kendimi paldır kültür dışarı attım.

Arkamdan çocukların kahkahaları hâlâ devam ediyordu!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 20 Mayıs 2019

Valid HTML 4.01 Transitional