Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

BAVUL DERGİ, ARALIK 2017

 

EMRE KONGAR

 

ÇENGELKÖY: AYAZMA'DA PANAYIR
 

Çengelköy vapur iskelesinden çıkıp, dosdoğru yürüyerek ana yolun karşısındaki benzincinin köşesinden yukarı doğru çıkan yokuşa girerseniz, o yol sizi Aya Pandeleimon Ayazması'na götürür.

Eskiden, yazları kiraya gittiğimizde, bizim her gün kullandığımız o yol, oturduğumuz Vahdettin'in Köşkü'ne kadar giderdi.

Sonradan, köşklerin önündeki çilek tarlaları müteahhitlere satıldı ve köşklere çıkan o yol kapatılarak oralara villalar yapıldı. Köşklere de arka kapıdan ulaşım sağlandı.

* * *

Ayazma, yukarı çıkarken, yolun sağ tarafında, köşklere yakın bir yerdeydi. İçinde kutsal olduğu söylenen bir su akardı.

Biz her gün, aşağıya denize giderken ve denizden dönerken en az iki kez önünden geçtiğimiz Ayazma'nın içine pek girmezdik. Genellikle çevresinde yer alan, ceviz, erik ve at kestanesi ağaçlarıyla bezenmiş olan bahçelerde oynardık.

Hayal meyal, bir kez anne babamla birlikte bir ziyaret için içeri girdiğimizi anımsıyorum ama ne vesileyle gitmiştik, orada kimle karşılaşmıştık, hatırlamıyorum.

* * *

Benim çocukluk yıllarımda Ramazan ayı ve Şeker Bayramı yaz aylarına rastlardı. Bunu çok net anımsıyorum, çünkü benim de zaman zaman katıldığım teravih namazları, birinci köşkün üst katında, Zehranım Teyze'nin oturduğu dairenin hasır kaplı büyük salonunda kılınırdı.

Yine Ramazan ayı ile ilgili bir anım, iftar olup olmadığını anlamak için, camilerin minarelerindeki şerefelere bakmak için "Parmaklık" dediğimiz, İstanbul'u cepheden gören ön bahçeye çıktığım ve şerefelerdeki ışıklar yanar yanmaz "Kandiller yandı" diye bağırarak anneme haber vermek için eve koştuğumdu.

* * *

Bazı bayramlarda, Ayazma'ya gelmeden, yokuşun sol tarafındaki meydanlık yerde panayır kurulurdu.

İp cambazını ilk kez orada görmüştüm:

İki direk arasına gerili bir ipin üzerinde, elinde uzun bir denge sopası, dikkatle yürüyor, arada bir, benim çocuk gözümle bile fark ettiğim sahte ayak kaymalarıyla düşer gibi yaparak insanları heyecanlandırıyor ve sonra devam ediyordu.

Gösteri bittikten sonra, arkadaşı, bir kasket dolaştırarak para topluyordu.

Bu arada "Bul karayı al parayı" diye bağırarak ikisi kırmızı biri siyah olan üç iskambil kağıdı ile saf çocukları söğüşleyen üç kağıtçıları da ilk kez orada tanımış, ama ağabeyim daha önce uyardığı için onlara para kaptırmamıştım.

* * *

Hiç unutamadığım bir panayır anısı, çocuklara parayla oyun oynatan bir adam tarafından dolandırıldığımı gören ağabeyimin, kaybettiğim parayı zorla geri alışıydı:

1950'lerin başıydı; 9-10 yaşlarında bir çocuktum.

Panayırdaki çeşitli gösteri ve eğlencelerden biri de bir adamın çevirdiği, üzerine çiviler çakılmış ve farklı renklerle boyanmış olan ilkel bir ahşap çarkla oynanan oyundu.

Yaklaşık 1.5 metre çapında bir ahşap dairenin üzeri farklı açılarla değişik renklere boyanmıştı. (Günümüzdeki seçim anketlerinin sonuçlarını pasta biçiminde anlatan görsel gibi.)

Bu çark, bir eksenin üzerine yere paralel olarak yerleştirilmişti ve yanında, kenarında çakılı olan uzun çivilere değen gevşek bir yay vardı.

Çark döndürüldüğünde, çivileri tarayan bu yay, madeni bir ses çıkarır ve bu ses, sona doğru yavaşlayan ve nihayet duran temposuyla oyuncuların heyecanını arttırdı.

Oyunun kuralları çok basitti:

Çark durduğunda yay hangi renkle boyanmış bölümde kalıyorsa, orası kazanıyordu.

En geniş bölüm (en çok oy alan partinin rengine boyanmış olan pasta parçası olarak düşünün) oyunu oynatanındı; yani yay o bölümdeki çivilerin arasında kalırsa koyduğunuz parayı kaybediyordunuz.

Ondan sonra daha küçük ve değişik açılarla boyanmış bölümler, farklı oranlarda kazandırıyordu. Yan yana çakılmış iki çivinin arasındaki 3-5 derecelik en dar bölüm ise en çok parayı kazandırandı.

* * *

Ben de her zamanki gibi, özgür, ama ağabeyimin uzaktan korumasında, tek başıma dolaşıyordum.

Bir ara bu "rulet" oyununa katılarak bir renk üstüne 25 kuruş koydum. Çark, yay tam benim para koyduğum rengi belirleyen çiviler arasında duracakken, oyunu oynatan adam, benim bile görebildiğim bir biçimde aşağıdan dokunup, çarkı, yay bir öteki renge gelecek biçimde itiverdi.

Ben, "Ama aşağıdan ittiniz" dedim adama. Aldığım yanıt "Hadi ordan bacaksız" biçiminde bir azardı.

Ne yapacağımı düşünürken birdenbire arkamdan ağabeyimin sesini işittim:

"Ver çocuğun parasını" diye bağırıyordu adama. Adam, bağıranın benim ağabeyim olduğunu anlamamış, izleyiciler müdahale ediyor sanmış ve korkmuştu.

"Tamam, tamam al paranı defol buradan" diye 25 kuruşumu geri verdi.

Böylece sadece "Bul karayı al parayı" diye bağıran üç kağıtçıları değil, o zamanlar adına "Rulet" dediğimiz bu ilkel oyunu oynatan sahtekarları da tanımış oldum.

Doğramacı ile tanışmam çok sonralara rastlar!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 25 Mart 2019

Valid HTML 4.01 Transitional