Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

BAVUL DERGİ, ARALIK 2016

 

EMRE KONGAR

 

PEKİT EVİ: YENİÇERİLER CAD. 97/1
 

Yarım yüzyıldan fazla geçmiş aradan...

1950'li yıllarda İstanbul iki merkezliydi:

Birinci Merkez, Tarihi Yarımada'da, Eminönü-Fatih-Aksaray üçgeniydi.

İkinci Merkez, kentin yani gelişen bölgesinde, Tünel-Dolmabahçe-Şişli üçgeniydi.

Tarihi Yarımada Merkezi'ndeki üçgenin göbeğinde Beyazıt vardı.

Yeni İstanbul üçgeninin göbeğinde ise Taksim yer alırdı.

Birinci Merkez, Topkapı ve Edirnekapı'ya kadar gider, İkinci Merkez, Harbiye, Nişantaş ve sonradan eklenen Birinci Levent'e kadar uzanırdı.

Birinci Merkez "Eski İstanbul"u, İkinci Merkez "Yeni İstanbul"u temsil ederdi:

Eski ve Yeni Merkezler birbirine, "Fatih-Harbiye" ve "Maçka-Beyazıt" tramvayları ve Levent-Beyazıt otobüsleriyle bağlanırdı

* * *

Eski İstanbul, ticaretin, kültürün, eğitimin, üretimin de merkeziydi:

İstanbul Üniversitesi bir tarih ve eğitim abidesi olarak Kapalıçarşı'nın Sahaflar meydanı ucunda, Beyazıt'ı süsler, Pertevniyal Lisesi, Aksaray'ın göbeğinde, yandan, kısaca Aksaray Camii dediğimiz, Pertevniyal Valide Sultan Camiine dayanmış, ağır başlı ama modern bir bina olarak göze çarpardı.

Tekstil atölyeleri yakın zamana kadar Eminönü ve Cağaloğlu'nun vazgeçilmez üretim mekanlarıydı.

Yeni İstanbul ise zenginliğin, kimilerine göre de, sonradan görmeliğin merkeziydi...

Şişli, İkinci Dünya Savaşı'nın karaborsa zenginlerinin sonradan görme hayatlarının simgesi haline gelmişti:

Sonradan görmelik üzerine yazılmış olan ünlü "Lüküs Hayat" müzikalinin ortalığı kasıp kavuran şarkısı, "Şişli'de var bir apartıman, yoksa eğer halin yaman" diye başlar, "Lüküs hayat, oh ne rahat" diye biterdi!

* * *

1950'de Demokrat Parti'in iktidara gelmesiyle İstanbul'un her iki merkezi de çok hareketlenmişti:

Bir yandan, "Yeni İstanbul" Levent'e doğru genişliyor, öte yandan, "Eski İstanbul", Adnan Menderes'in işaret parmağı doğrultusunda bulvarlar açılarak, tahrip ediliyordu.

Babamın içgüveysi geldiği, anneannemin Tevekkül'deki ahşap konağı da, "Eski İstanbul"da, Menderes'in işaret parmağı hizasında açılan bulvarlar için istimlake uğrayan evler arasındaydı.

Arka bahçesinde bir incir ağacı olan, mutfağı iri bordo Malta Taşları ile döşeli, üç katlı bu konak artık yok...

O ahşap konağın yerinde, genişletilen bulvardan dolayı geri çekilen, Selçuk Sultan Camii var...

Medresetül Kuzat Müderrisi Hasan Fehmi Efendi'nin kızları olan annem ve ablaları ile kardeşleri, baba evlerinin yerine bir cami gelmesini sevinçle karşılamışlardı ama istimlak bedeli olarak ellerine geçen azıcık para ile anneanneme Tevekkül'de, çok daha geride, içerde bir ev alana kadar akla karayı seçince, sevinçleri yakınmaya dönüşmüştü; üstelik anneannem o "kâgir binada" hiç de mutlu olmamıştı.

"Yeni İstanbul"un ilk genişleme projesi ise, devletin Emlak Bankası aracılığıyla kredi vererek yarattığı, şimdi "Birinci" denilen, Levent idi.

İstanbullular, birbiriyle aynı görünümde küçük küçük evlerin sıra sıra dizildiği bu mahalleye "Miki Fare Mahallesi" adını vermişlerdi...

Bu yeni "Miki Fare Mahallesi"nin, Levent'in simgesi, artık görünmez hale gelen ama o zamanlar kilometrelerce uzaktan seçilen, çok yüksek(!) su kulesiydi.

* * *

Bizim aile, hem köken hem de günlük yaşam itibarıyla, "Eski İstanbul"un göbeğinde, Çarşıkapı'da, ana caddenin üzerinde, görünüşte o dönem için son derece modern ve konforlu, "kaloriferli" ve "gömme banyolu", ama işleyişte oldukça ilkel bir apartman dairesinde otururdu:

Bina üç katlı bir apartmandı ama adı, kapının üzerine kabartma harflerle yazılmış olduğu üzere, "Pekit Evi" idi; zarfın üstünde "Pekit Evi" yerine "Pekit Apartmanı" yazılı mektuplar geldiğinde çocuk aklımla adresimizi yanlış yazanları çok eleştirirdim.

Pekit Evi, Yeniçeriler caddesi ile Sinekli Medrese Sokağı'nın köşesinde, tam tramvay caddesinin üzerinde, son derece merkezi bir yerdeydi; altında, "Beyaz Köşe Şekercisi" Saim Ercan vardı.

Bizim oturduğumuz birinci kattaki daire, şekerci dükkanının üzerine bir nevi asma kat gibi yapıldığı için binanın öteki dairelerinden daha küçüktü; ikisi salon/salamanje olarak birbirine buzlu camlı kapılarla bağlı olan sadece üç odası vardı; ama hem alaturka hem alafranga olarak iki tuvaleti, nispeten geniş bir mutfağı ve odunla çalışan termosifonu olan bir "gömme banyosu" vardı:

"Gömme banyo" dediğime bakmayın, bina yapılırken, gömme banyo akıl edilmemiş, banyoya, termosifonun yanına, sonradan en lüks Fransız otellerinde yeniden gördüğüm ve kullandığım, ayaklı bir banyo küveti konmuştu.

"Kaloriferli dairenin" kaloriferleri de yanmazdı:

Ev sahibi, devletin sabitlediği kirayı arttırmadığımız için, kaloriferi kapatmıştı; elektrik sobalarıyla ısınırdık!

* * *

Eski İstanbul'da bir çocuk için, "modern hayat" böyle bir şeydi işte:

Yanmayan kalorifer, odunlu termosifonla ısınan banyoda ayaklı küvet ve geceleri her tramvay geçtiğinde sallanan bir yatak!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 21 Ocak 2019

Valid HTML 4.01 Transitional