Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

BAVUL DERGİ, EYLÜL 2016

 

EMRE KONGAR

 

VAHDETTİN'İN KÖŞKÜNDE BİR SÜNNET DÜĞÜNÜ
 

İnsan kaç yaşında sünnet olduğunu anımsar mı?

Başkalarını bilmem ama ben anımsamıyorum...

Sadece annemle babamın, "Engin 12 yaşına geldi, koca adam oldu, artık şu sünneti yapalım" sözleri, dün gibi kulağımda.

Ağabeyimle aramızda 6 yaş olduğuna göre demek ki, ben 6 yaşındaymışım; annemle babam ağabeyimde çok geç kalmışlar ama, benim sünnet işim, tam okula başlamadan önce halledilmiş.

* * *

Sünnet düğünü adeti artık yavaş yavaş terkediliyor galiba...

Örneğin, bizim oğlanın sünnetini, Hacettepe'de doğumu yaptıran jinekolog arkadaşım, hemen halledivermişti.

* * *

Temmuz ya da Ağustos aylarında bir yaz günü yapılmıştı ağabeyimle benim sünnet düğünümüz.

O zamanlar ilk köşkün alt katında otururduk. İçi doldurulmuş büyük havuzu çevreleyen yolun denize bakan bölümünde, büyük ıhlamur ağacının altında uzun bir masa hazırlanmıştı. (Bu ıhlamur ağacını hiç unutamam; çünkü altında hayatımdaki ilk öpücüğü tatmıştım. Öyküsü "Yaşamın Anlamı" adlı kitabımda var.)

* * *

Birinci fotoğrafta, ağabeyimle ben, hemen sünnetten sonra görülüyoruz. Ağabeyim ne de olsa büyük, 12 yaşında; hafiften gülümseyerek poz vermiş. Benim ise poz verecek halim filan kalmamış; yaşadığım travmanın etkisiyle hiç de sempatik bakmıyorum objektife.

İkinci fotoğraf, ünlü ıhlamur ağacı. Önde oturan anneannem Cemile hanım. Arkada, ağacın yanındaki, anneme yaşça en yakın olan ablası Şükriye teyzem. Okulda da sınıfları yakınmış, ilgilerine ve yeteneklerine göre ilginç bir işbölümü geliştirmişler: Annem onun edebiyat ödevlerini yazar, teyzem de annemin elişlerini yaparmış.

Arkada ortada Şükriye teyzemin küçük oğlu Özer ağabey. En solda da annem.

* * *

Daha operasyon başlamadığı için biz de ipek sünnet entarileriyle ortada dolaşıp masanın hazırlanmasına yardım ediyorduk.

Birdenbire müthiş bir sağanak başladı...

Apar topar, masayı ve üstündekileri içeri taşıdık. Bereket versin köşkün taş döşeli salonu yeterince büyüktü. Hemen yemek düzeni kuruldu, bizim yatak da salonun yemek masasını görecek bir yerine kondu.

* * *

Çok ilginç bir biçimde, sünnet anını, sadece görsel olarak anımsıyorum. Bilemiyorum, acaba belli bir tür lokal anestezi yapılmış mıydı? Ama çok net olarak, "Acıyooo", "Acıyooo" diye bağırdığımı, sadece "olay" ve "eylem" olarak anımsıyorum; gerçekten acı duymuşsam bile belleğimde bu konuda hiç bir iz yok.

Görsel olarak anımsadığım manzara ise çok ilginç:

Sünnet, ortadaki taş salonun giriş kapısına göre solda kalan ve tuvalete açılan küçük odada yapılıyordu. Odanın kapısı açıktı ve kapıya ellerindeki armağanları sallayarak, benim sesimi bastırmak için bağıran kalabalık bir konuk topluluğu yığılmıştı.

En çok dikkatimi çeken ise, bir konuğun sapından tutarak salladığı ve kapağı açık olduğu için her sallayışta, açılıp kapanan bir okul çantasıydı...

* * *

Zehranım teyze, ağabeyime ve bana Parker marka küçük boy birer dolma kalem armağan etmişti. Benimki, enine beyaz kesik çizgili, mavi renkli plastikten yapılmıştı, arkasındaki lastik haznenin sıkılıp bırakılmasıyla mürekkep çekiliyordu.

Sonradan kalem koleksiyonu yapmaya başlayınca, o kalemlerden çok aradım ama bulamadım. Hâlâ arıyorum.

İkinci anımsadığım armağan, bir kurşun dolma kalemdi. Kimin getirdiğini bilmiyorum.

Yıllarca kullandım. Markasını anımsamıyorum. İthal malı çok zarif, altı siyah, üstü madeni bir kalemdi. Arkasında gizli silgisi de vardı.

Üçüncü armağan ise halen evimizde büfede duran son derece ince porselenden yapılmış bir kahve fincanıydı. Onu Ağa Efendi getirmişti.

* * *

Zehranım, Lütfiyanım ve Paşanım teyzelere ek olarak Ağa Efendi de, Vahdettin'in köşkünün yerli ahalisindendi.

Sarayın haremağalarındandı. İnce sesli, şişman bir siyahîydi. Zehranım teyze dahil, herkes ona çok saygı gösterirdi. Hiyerarşik olarak hepsinin üstünde gibi davranırdı.

"Vahdettin'in köşkü" dendiği zaman genellikle halkın anımsadığı kubbeli orta köşkte otururdu.

* * *

Sünnet düğünümüzde elbette eğlence de eksik değildi:

Şimdi orta oyunu olduğunu anladığım, kavuklu ile pişekâr gösterisini anımsıyorum.

Ortadaki masa kaldırılmış, misafirler salonun etrafına dizilmişti:

Gözlerimin önündeki sahne ise, iki beyaz entarili adamdan birinin, elinde şak şak diye ses çıkaran (sonradan adının pastav olduğunu öğrendiğim) çift parçalı garip bir sopayı sallarken, bağırıp çağırarak, ötekini döne döne sürekli kovalamasıydı. Ne dediklerini o zaman da anlamamıştım, şimdi de hiç anımsamıyorum.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 21 Ocak 2019

Valid HTML 4.01 Transitional