Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

BAVUL DERGİ, AĞUSTOS 2016

 

EMRE KONGAR

 

HİÇ "KÜS KOLTUĞU" GÖRDÜNÜZ MÜ?
(Vahdettin Köşkü Ahalisi 3)

 

Köşkleri kiraya veren Zehranım teyze, güler yüzlü, bize daima çok sevecen davranan kara çarşaflı bir kadındı.

1960'ın başında hâlâ ayakta kalmış olan birinci köşkte yaşamını sürdürüyordu. Elini öpmeye gittiğimizde, kendisine nişanlım olarak tanıttığım şimdiki eşime bir ipek mendil armağan etmişti.

* * *

Yazlığa gitmeye başladığımızda, ilk olarak hep birinci köşkün alt katına taşındık. Zehranım teyze üst katta, tek başına otururdu.

Her iki katın da ana planı aynıydı:

Ortada koskoca bir salon ve etrafında dizili olan odalar ile büyük malta taşı döşeli bir mutfak.

Tuvalete odalardan birinin arkasından gidilirdi.

Alt katta, bu büyük salonun etrafında, odaların arasından girilen büyük boşluklar da vardı. Biz buralara eski eşyamızı depolardık.

Bu boşluklardan biri, köşkün Güney tarafından doğrudan ikinci kata çıkan iki taraflı görkemli mermer merdivenlerin altına, tam ortasına açılan bir dehliz olarak devam ederdi. Önü dökme demirden ızgarayla kaplıydı ama gözenekleri çok geniş olan bu ızgaradan dışarısı görünür ve içeri temiz hava girerdi.

Aileden gizli sigara içmek isteyen oraya gider, duman ve koku derdi olmadan sigarasını tüttürürdü.

Kültür Bakanlığı Müsteşarlığım sırasında, rölevelere uygun olarak yapılan beton restorasyonu görmek için gittiğimde, sorumlu genç mimar bu boşluklara bir anlam veremediğini, bunların gerçekte ne işe yaradığını sormuştu.

Ben de oralara eski eşyayı yığdığımız söylemiştim.

Bu arada restorasyonun gerçekten aslına uygun olarak yapıldığını ama, ahşap yerine beton kullanılmasından dolayı, köşklerin bütün havasının yok olduğunu görmüş ve çok üzülmüştüm.

Şimdi, son Cumhurbaşkanlığı restorasyonundan sonra oralara gitmedim. Ama uzaktan görebildiğim kadar, köşklerin önündeki setler yok edilmiş, arazi düzleştirilmiş ve özellikle de birinci köşkün önüne personel için yeni binalar yapılarak, tam bir tarih katliamına imza atılmıştır. Bunu yapanları ve buna izin verenleri herkes biliyor ve tanıyor. Bu kişiler tarih önünde sorumludurlar.

* * *

Zehranım teyze ikinci katta, büyük salonun arka tarafındaki odalardan birinde otururdu. O odanın Vahdettin'in odası olduğunu söylemişti bana.

Bir de koltuk göstermişti o zamandan kalma:

"Küs koltuğu bu" demişti bir S harfi biçiminde olan koltuğa. Koltuk S harfi biçiminde olduğu için iki kişi birden oturduğunda, yüzleri ters istikametlere bakıyor, yan yana gibi olmakla birlikte aslında sırt sırta geliyorlardı. "Vahdettin ile Valde Sultan kavga ettikleri zaman o koltuğa otururlardı" demişti.

* * *

Birinci köşkün tam önünde büyük, çok büyük bir havuz vardı. İçi, derinliğini yarı belimize indirecek kadar betonla doldurulmuştu. Oraya, ortaya bir ağ germiştik ve voleybol sahası olarak kullanırdık. Havuzun eni, kurduğumuz voleybol ağından bile daha genişti; her iki yandan da 2-3 metre boşluk kalırdı.

Yine Zahranım teyzenin anlattığına göre, Vahdettin, köşkün penceresinde oturur, havuzda yüzen cariyeleri seyredermiş. Sonra da beğendiğini yanına çağırırmış.

Zaten ünlü "küs koltuğu" da böyle olaylardan sonra, Valde Sultan kızdığı zaman kullanılırmış.

Bir gün bir kaza olmuş; cariyelerden biri, Vahdettin'in gözleri önünde boğulmuş. Onun üzerine havuz betonla doldurulmuş.

* * *

Bizim oturduğumuz alt kattaki salonun zemini parlak, küçük, altıgen biçimli, bej ve bordo renkli seramik taşlarla kaplıydı.

Yukardaki salon ise, hasır döşeliydi.

Aşağıdaki büyük taş salonu günlük yaşamda pek kullanmazdık. Yukardaki hasır salonda ise, Ramazan'da teravih namazı kılınırdı.

* * *

Alt katta, köşkün yanımızdaki bölümlerinde iki teyze daha yaşardı:

Bembeyaz saçlı, nur yüzlü Paşanım teyze ile, asık suratlı bizi pek sevmeyen, bizim de pek sevmediğimiz, gri saçlı Lütfiyanım teyze.

Her iki kadın da saçlarını, beyaz bir tülbentle örterlerdi. Paşanım teyzenin tülbenti sıkı bağlanmaz, hep kayar ve bembeyaz saçlarını ortaya çıkarırdı. Lütfiyanım teyzenin tülbenti ise daima çenesinin altında sımsıkı bağlı dururdu.

Asık suratlı Lütfiyanım teyze, Vahdettin'in kahvecibaşısı imiş.

Evinde kedi besleyen güler yüzlü Paşanım teyzenin ne iş yaptığını öğrenememiştim; eski cariyelerden olduğu söylenirdi.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 25 Mart 2019

Valid HTML 4.01 Transitional