Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

BAVUL DERGİ, TEMMUZ 2016

 

EMRE KONGAR

 

VİŞNAP NEDİR BİLİR MİSİNİZ?
(Vahdettin Köşkü Ahalisi 2)

 

Çengelköy vapur iskelesinden çıkıp, taş parke döşeli dar yolu geçtiğinizde, karşıdaki çınar ağacının yanından yukarı giden yokuşu görür, onu tırmanırken, yarı yoldaki Ayazmayı arkanızda bıraktıktan sonra çatallaşan yolda sola devam ederseniz hâlâ kapanabilme özelliğini koruyan büyük ahşap ana kapıya varır, bu kapıdan içeri girince sağa döndüğünüzde, hafif bir rampa ile 100 metre sonra, birinci köşkün önüne varırdınız.

(Cumhuriyet'teki köşe yazılarımda, çok kısa cümlelerle ve neredeyse her cümle satır başı olmak kaydıyla, hem kolay okunur, hem de kolay algılanır yazılar yazdığımı bilenler bu uzun cümleli girişimi yadırgayabilir. Siyasal nitelikli köşe yazılarıyla, bir edebiyat dergisindeki anı yazıları arasında bu kadarcık üslup farkını çok görmeyin bana: Bilirsiniz, kendimi yenilemeyi, değişik biçemler denemeyi, Türkçeyi zenginleştirmeye çalışırken, aynı anlama gelen Öztürkçe ve Arapça sözcükleri, kelime tekrarını önlemek için, aynı cümlede kullanmayı severim.)

Kapı kapanıp arkasındaki kol yerine oturtulduğunda, köşke girmek zorlaşırdı, çünkü sağında yol ile bahçe sınırını belirleyen yüksek setin taş duvarı, solunda da çilek tarlalarıyla yine köşkün bahçesini (Parmaklığı) ayıran düşük setin boşluğu vardı.

* * *

Kapıyı geçtikten sonra, fıstık çamlarıyla bezenmiş Parmaklık bölümüne girmeyip sağa devam ettiğinizde girdiğiniz dar toprak rampanın sağ tarafında, köşkün setli bahçesinin yolun sonuna doğru alçalan taş duvarı vardı.

Rampanın sol tarafı yeşillikti; bu yeşillikler arasında yolu "orman" dediğimiz çamlarla dolu bölgeden ayıran defneler ve "Vişnap" dediğimiz, sonradan başka hiç bir yerde görmediğim ve yemediğim, şarabî renkli, buruk tadı olan bir meyvanın ağaçları vardı.

Vişnap, vişneye benziyordu; hemen hemen tam onun renginde koyu kırmızıydı ama ondan biraz daha iri, biraz daha sert ve tadı ekşiden daha çok, buruk denilebilecek garip bir meyvaydı.

Sonradan "Vişnap nedir" diye araştırdığımda, bizim hiç kullanmadığımız bir anlamını, vişne suyuna da vişnap dendiğini öğrenmiştim.

"Acaba vişnap diye bir meyva yok mu, ben mi uyduruyorum" diye kendimden kuşku duymaya başlamıştım ki ziraatçılar imdadıma yetişti:

Gerçekten böyle bir meyva vardı ve vişne ile kirazın aşılanmasından elde edilen ağaçların meyvasına vişnap deniyordu.

Şimdi bu yazıyı yazarken 6-7 yaşımdan 15 yaşıma kadar tam bûluğ çağında yaşadığım o cennetteki vişnap tadını damağımda hissediyorum...

Bir daha ömrümde görmediğim ve yemediğim için, vişnap bana, yeterince sahip çıkamadığımız için kovulduğumuz o cennetin özel meyvası gibi geliyor...

Ve o doğayı, o çevreyi, o mimariyi, o köşkleri, bahçeleriyle birlikte talan edenlere, buna emir ve izin verenlere, bu tarih ve doğa cinayetine alet olan sözde mimarlara ve restoratörlere (ki onlar kendilerini çok iyi bilir) lanet ediyorum.

* * *

Birinci köşk de öteki iki buçuk köşk gibi, iki katlıydı.

Önünde, beyaz mermer döşeli, iki yanı mermer sütunlarla desteklenmiş, ikinci kattaki çıkmanın altında kalan müthiş bir veranda olan alt kat, kiraya verilirdi ve biz önce, yıllarca oraya gittik.

İki yandaki sütunların dayandığı alçak duvar, yine beyaz mermerden, yüksek bir çiçeklik biçiminde, ortası toprak olarak yapılmıştı ve içinde akşam sefaları vardı.

Hani şu tohumları halüsinasyon gördüren doğa harikası çiçekler!

Mor, sarı kırmızı, pembe renkleri büyüleyiciydi...

Akam güneş battıktan sonra açarlardı.

Tohumları siyah siyahtı ve adeta "Beni yiyin" der gibi dökülürlerdi...

Ama doğrusu kimse uyarmadığı halde, o tohumlardan yemek hiç aklımıza gelmemişti.

Verandanın önü ve iki tarafı açık olduğu için, sağanak halinde yağan yaz yağmurları sırasında, kulaklarımızda çağıldayan o muazzam ses ve bahçeden buram buram yükselen o muhteşem toprak kokusu ile adeta doğa sarhoşu olarak orda oturup kitap okumak, aileyle sohbet etmek veya yirmi sual oynamak çocukluğumun unutulmaz anıları arasındadır.

Örneğin, bir İstanbul folkloru karakteri olan "Pazarola Hasan Efendi"nin kim olduğunu (Google'layın bakalım) o oyun sırasında, annemle birlikte babama karşı tuttuğumuz bir soru sayesinde öğrenmiştim.

Üst kat komşumuz, ev sahibemiz Zehranım teyze, yan komşularımız Lütfiyanım teyzeyle, Paşanım teyzeydi.

Devamı gelecek ay.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 21 Ocak 2019

Valid HTML 4.01 Transitional