Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

BAVUL DERGİ, HAZİRAN 2016

 

EMRE KONGAR

 

VAHDETTİN KÖŞKÜ AHALİSİ
 

Çengelköy sırtlarında, Boğaz'ın bir dirsek yaptığı noktada, bu dirsek sayesinde ünlü İstanbul siluetini tam karşıdan gören üç buçuk köşk...

Henüz köprü çirkinliği İstanbul siluetinin üzerine bir canavar gibi binmemiş...

Birinci köşke daha gelmeden, büyük ahşap ana kapıdan içeri girer girmez insanı karşılayan, önündeki sete insanlar düşmesin diye etrafı demir parmaklıklarla çevrilmiş olan, bu nedenle de aramızda "Parmaklık" adıyla anılan muhteşem manzaralı alanda, fıstık çamı ağaçlarının altına sofra kurulmuş:

Yahya Kemal , babama "İhsan Vuslat'ı oku" diyor...

Çam ağaçlarının tepelerinde gezinen serin yaz rüzgarının fısıldayan sesi, babamın ahenkli sesine eşlik ediyor.

Herkesin huşu içinde dinlediği Vuslat bitince Yahya Kemal, "İhsan ben bu şiiri sen okuyasın diye yazmışım" diyor.

Büyük şair, sofrasında şiirini okuyan herkese böyle dermiş; bu gerçeği henüz bilmiyorum...

Masadakiler, örneğin Felsefe Profesörü Vehbi Bey amca (Vehbi Eralp), ünlü Tanburi Ercüment Batanay, Türk Musikisi ses sanatçısı amcam Ekrem Kongar, mutlaka bu gerçeği biliyorlar, ama ne gam...

Herkes babamı da Yahya Kemal'i de hararetle alkışlıyor ve övmeye başlıyor.

* * *

Aslında biz "Vahdettin Köşkü Ahalisi"nden değildik...

Sadece mevsimlik kiracılardık.

Bizim gibi dört-beş aile daha gelirdi Mayıs sonu-Ekim başı arasındaki dört aylık dönemde.

Henüz, AKP iktidarında, köşklere Erdoğan için el konmamıştı...

Henüz, üç buçuk ahşap köşkün önünde uzanan çilek tarlaları bile satılmamış, müteahhitler tarafından yağmalanmamıştı...

Elbette, köşkler de henüz yanmamış, yıkılmamış, yağmalanmamış, tüm görkemleriyle ayaktaydılar.

* * *

1940'lı, 1950'li yıllar:

Vahdettin kaçarken, cariyelerinden Zehra'ya, bizim Zehranım Teyze dediğimiz hanıma bırakmış köşklerin yönetimini...

O da kiraya veriyor.

Her köşkün içinde iki-üç bağımsız bölüm oluşturacak biçimde küçük değişiklikler yapılmış, çinko kaplı, gusülhane denilen banyo yerleri, mutfaklar, tuvaletler eklenmiş.

Annem ve babam felsefe hocaları:

İkisi de, biri resmi biri özel, ikişer okulda ders veriyor...

Yani eve dört maaş giriyor...

Bütün gelirlerini "insan gibi yaşamaya" ve "çocuklarını iyi yetiştirmeye" harcayan iki öğretmen...

Eski gerçek İstanbulluların geleneğine uygun olarak her mevsim "yazlığa" gidiliyor; bir at arabası tutuluyor ve Çarşıkapı'daki kışlık evden, Çengelköy'e, Vahdettin'in köşküne taşınılıyor.

Bizim oturduğumuz bölümlerin kirası, mevsimlik 400 lira...

Göreceli olarak ucuz:

Hemen hemen bir öğretmenin aylık maaşı kadar.

Dolayısıyla annemle babam, evlatlarının, köşkün bir cennet bahçesini andıran meyve ve çam ağaçlarıyla bezeli olan yeşil alanlarında büyümeleri için, rahatlıkla bu kirayı ödeyebiliyorlar.

* * *

O yıllarda Köşk'te elektrik yok.

Lambalar ve pompalı lükslerle idare ediyorduk.

Köşkün tek telefonu Zehranım Teyze'deydi; hastalık gibi acil durumlarda kullanıyorduk sadece.

Henüz İstanbul'un akciğerine saplanan ilk hançer olan Hilton oteli bile yoktu o zamanlar...

Karşımızda o şekilsiz beton yığının nasıl yükseldiğini, ağabeyimin, annemin ve babamın nasıl içlerinin parçalanarak onu izlediğini ve yaptıkları yorumları bugün gibi anımsıyorum.

* * *

Çengelköy iskelesinden çıkıp dümdüz karşıya geçtiğinizde ulu çınar ağacının altından kıvrıla kıvrıla yukarı çıkan toprak bir yokuşa gelirsiniz...

Bu yokuş sizi önce bir düzlüğe getirirdi.

Ayazma'nın hemen altında olan bu düzlükte, bayramlarda "Panayır" kurulur, ip cambazı gelir, seyredenlerin yüreklerini ağızına getiren numaralar yapardı.

Düzlüğün biraz ilersinde sağ tarafınızdaki Ayazma'yı geçer geçmez, Köşkün girişindeki ilk simgesel tahta kapıya gelirdiniz.

Simgeseldi çünkü sadece görkemli çerçevesi ve üstü kalmıştı; adeta günümüzde resmi geçitlerde kullanılan bir tak gibiydi.

Yokuşa devam ettiğinizde biraz sonra yol ikiye ayrılırdı:

Biri düz gider, Birinci Köşk'e, daha doğrusu onun önündeki parmaklığa açılan, daha sağlam olan ve kapatılabilen ikinci tahta kapıya çıkardı.

Öteki yol, tam ters istikamette geri doğru döner, Üçüncü Köşkün mavi demirden olan arka kapısına giderdi.

(Devamı gelecek ay!)


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 20 Mayıs 2019

Valid HTML 4.01 Transitional