Emre Kongar'ın Resmi Internet Sitesi



Kitaplar
   Red Bullet Kitapların Listesi
   Red Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar
  Red Bullet Aydınlanma
  Red Bullet Medya Notu

Söyleşiler/Yazılar
  Red BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Red BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Red BulletKızlarıma Mektuplar
  Red BulletBen Müsteşarken
  Red Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Red BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe
  Red BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Red BulletTrajikomik
  Red BulletKişisel - Genel

Green Bullet Kısa Özgeçmiş

Green Bullet Curriculum Vitae (in English)

Green Bullet Güncel Arşivi

Green Bullet Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

YÖK HÂLÂ BİLİME KARŞI


 

YÖK, Türkiye'yi biçimlendiren "Sağ iktidarlar-Antikomünist askeri darbeler" koalisyonunun bir ürünüdür.

Kuruluşu, şimdi herkesin lanetlediği 1980 askeri darbesinin sonucuydu.

Kenan Evren ve arkadaşları, ülkenin 1980 öncesi yaşadığı kargaşanın sorumlusu olarak görüyorlardı üniversiteleri.

Bu nedenle de yüksek öğretim kuruluşlarını hem cezalandırmak hem de zapturapt altına almak istiyorlardı.

İşte tam bu noktada devreye Hacettepe'nin kurucusu olan Prof. İhsan Doğramacı girdi.

"Bu işi en iyi ben yaparım" dedi, Evren'i ikna etti ve YÖK'u kurdu.

Bana "Askerler üniversiteyi ezecekler, ben kurtarmak istiyorum, sen de bana yardım et" demişti.

Hacettepe'nin kuruluşunda kendisiyle birlikte çalışmış (o zamanlar) genç bir öğretim üyesi olduğum için YÖK'ün kuruluşunda da benden de yararlanmak istiyordu.

Ben ise, zamanında yine kendisiyle birlikte üniversitelerin özerkliğini savunmuş, hatta öğrencilerin yönetime katılma yöntemlerini oluşturmuş biri olarak YÖK modelini yanlış gördüğüm için bu önerisini kabul etmemiştim.

* * *

Yüksek Öğretim Kanunu 1981'de kabul edilmişti; doğrudan 1982 Anayasası'na monte edildi.

YÖK'ün yaptığı ilk iş seçilmiş rektör ve dekanları görevden alıp, yerlerine yeni kişileri atamaktı.

Atamaları, darbenin lideri Kenan Evren "Üniversitelere vatanperver, milliyetçi yöneticiler atadık" diye duyuruyordu.

Bu atamaları savunan, sözde bilimsel unvan taşıyan kişiler ekranda "Harba darba garar veren böyüklerimiz, üniversiteye yönetici mi atayamayacak" diyorlardı.

Üniversitede yönetici olmak için "bilim" ölçütü kaldırılmış, yerine "milliyetçilik" ölçütü konmuştu.

Hem de sözde milliyetçilerle sözde devrimcilerin karşılıklı cinayetleriyle gelinen bir darbe döneminde.

Derken YÖK'in ikinci icraatı, bütün üniversitelerin ders programlarını ve ders içeriklerini belirlemek oldu.

Böylece bütün üniversitelerde bütün hocalar aynı derslerde aynı konuları işleyecekti:

Aynen ilkokullardaki müfredat programı gibi!

Bunların ardından tasfiyeleri 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu'yla yapıldığı için "1402'likler" diye anılan yüzlerce öğretim üyesi üniversiteden atıldı.

Vatan hainliğine varan iddialarla görevlerinden uzaklaştırılan bu bilim insanlarının tek suçu (şimdi pek moda olan) demokrat olmaktı.

Üstelik de Prof. Bahri Savcı gibi bazı hocalar kendi alanlarında gerçek birer otoriteydi.

On yıldan fazla bir süre ile, yöneticiler, öğretim üyeleri tasfiye edildi; yerlerine siyasi bakımdan YÖK ve iktidarın "güvenilir" gördüğü kişiler dolduruldu.

* * *

Zaman içinde siyaset "normalleşmeye" başlayınca YÖK'ün birtakım katı kuralları biraz yumuşatıldı.

Üniversitelere göstermelik bazı haklar verildi.

Tasfiye edilenlerin geri dönmelerine olanak sağlandı.

Prof. Kemal Gürüz'ün 1995'te YÖK başkanı olmasıyla üniversitelerdeki kadrolaşma bir ölçüde engellendi.

Ama şimdi görülüyor ki bilim dışı ölçütler yine öne çıktı.

"Demokratikleşme Şampiyonu" olduğunu iddia eden AKP iktidarı, Cemaatle birlikte, üniversitelere müdahale ediyor.

Düzeltilmesi artık belki de olanaklı olmayacak.

Bu arada Türkiye'de bilim gerileyecek!


Paylas

  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 6 Eylül 2010