|
Kitaplar
  
Kitapların
Listesi
  
Remzi
Kitabevi
Makaleler
Articles in English
Sürekli Yazılar
 
Aydınlanma
 
Medya
Notu
Söyleşiler/Yazılar
 
Demokrasimizle
Yüzleşmek
 
Kızlarıma
Mektuplar
 
Ben
Müsteşarken
 
21.
Yüzyılda Türkiye
 
Yozlaşan
Medya ve Yozlaşan Türkçe
 
Babam,
Oğlum, Torunum
 
Trajikomik
 
Kişisel -
Genel
Kısa Özgeçmiş
Curriculum Vitae (in English)
Güncel Arşivi
Ana Sayfaya Geri Dönüş
|
|
Aydınlanma yazıları her Salı, Medya Notu yazıları her Cuma, Güncel
her Pazartesi yenilenir.
AYDINLANMA
EMRE KONGAR
REJİMİ SİVİL POLİTİKACILAR KORUR
Cumhuriyet'i kim korur?
Başbakan, "Cumhur korur" diyor.
Ne yazık ki yanılıyor.
Hiçbir ülkede, hiçbir düzende rejimi, halk, ya da kalabalıklar
korumaz.
Her ülkede, her düzende her rejimi, başta Anayasa olmak kaydıyla
yasalar korur.
Anayasayı ve yasaları da politikacılar korur.
Zaten Anayasayı da yasaları da politikacılar yapmıştır.
* * *
Türkiye'deki çarpıklık, Çok Partili Demokrasi'den yararlanarak
iktidara gelen Demokrat Parti'nin, rejimin temellerini
oyması ve bu nedenle askerler tarafından 27 Mayıs 1960 tarihinde
bir darbe ile iktidardan uzaklaştırılmasından kaynaklanır.
Çok Partili Demokrasi'yi kuran CHP ve onun lideri İsmet
İnönü, bu yeni rejimin işleyişi sırasında 1950'de yapılan genel
seçimlerde muhalefete düştüğü için, rejimi koruyamamıştır.
Buradaki trajik olay, Çok Partili Demokrasi'den yararlanarak
iktidara gelen Demokrat Parti'nin, kendini iktidara getiren
süreci ve rejimi iyi kavrayamaması, o rejimin temellerini sarsarak
bir askeri darbeye yol açmış olmasıdır.
Demokrat Parti'nin bu hatayı yapmasının üç nedeni vardı:
- Toplumun sınıfsal yapısı Çok Partili Demokrasi'yi destekleyecek bir niteliğe ulaşmamış, çağdaş bir burjuvazi ve bir işçi sınıfı henüz oluşmamıştı.
 
- Demokrat Parti'nin yöneticileri, Celal Bayar ve
Adnan Menderes Tek Parti yönetiminden geldikleri için, Çok
Partili Demokrasi'nin kurallarını ve kurumlarını
içselleştirememişlerdi.
 
- Soğuk Savaş bağlamında Türkiye'nin katıldığı Batı Dünyası, ABD'nin önderliğindeki "Antikomünist" ideoloji nedeniyle, demokrasiye ve laikliğe değil, dinciliğe, milliyetçiliğe prim veriyor; gerçek demokrasi yerine dincilik ve milliyetçilik ideolojisine dayalı Antikomünist nitelik taşıyan "çoğunluk diktatörlüğü" yaklaşımını destekliyordu.
* * *
Neydi Demokrat Parti'nin yaptığı hatalar:
- "Sandıktan çoğunluğu kazanarak çıktım, ne yapsam meşrudur"
(yani Cumhuriyeti Cumhur korur) anlayışı içinde rejimin
temellerini oyma hakkını kendinde gördü.
 
- Muhalefet hakkını sınırladı ve kısıtladı.
 
- Basın özgürlüğünü sınırladı ve kısıtladı.
 
- Türk Silahlı Kuvvetlerini karşısına aldı.
 
- Üniversiteleri karşısına aldı.
 
- Laikliği zedeleyen biçimde dini politikaya alet etti.
 
- Bütün bunları yaparken, demokrasinin temel hak ve
özgürlükleri güvenceye alan bir çoğunluk rejimi olduğunu göz
ardı etti; ona sadece "demokrasi eşittir çoğunluk diktatörlüğü"
anlayışı içinde baktı.
* * *
Şimdi tam Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler öncesinde, son günlerde birdenbire gerilen siyasal tansiyonun ardında yatan olaylara bakalım:
- Başbakan hiç gereği ve mantığı yokken Genelkurmay Başkanı'nın açıklamasını bahane ederek, zaten arasının açık olduğu Silahlı Kuvvetlere çatıyor.
 
- Yeni kurulacak üniversiteleri bahane ederek, yine YÖK'e yani üniversitelere çatıyor.
 
- Anlaşılmaz biçimde, Milliyet'in Ankara Temsilcisi
Fikret Bila'nın olağan bir haberini "Vatan Hainliği" olarak
niteliyor.
 
- Adalet Bakanı, Türk aydınını iki yüzlülükle suçluyor.
 
- Muhalif Kanaltürk televizyonu ve orada program yapan
gazeteciler için mali soruşturma başlatılıyor.
 
- Cumhuriyet Gazetesi'nin Cumhurbaşkanlığı seçimi hakkındaki ilanları için Başbakan tavır koyuyor, RTÜK baskı uygulamaya başlıyor.
* * *
Başbakan ve AKP, kendilerini bu rejimin iktidar yaptığını
unutarak, Demokrat Parti'nin yaptığı aynı hataları yapıyor.
Bu, ya DP modelini bilinçli olarak uygulamaya getirerek,
askeri darbe ile iktidardan uzaklaştırılan mazlum rolü oynamak ve
onun primini toplamak için yapılıyor (ki ben bu görüşteyim), ya da
DP ile aynı cehaletten ve aynı dışa bağımlılık hatasından.
Her iki halde de oyun, çok ama çok tehlikeli.
Başbakan ve AKP bu oyunu derhal, ama derhal durdurmalıdır.
|